Asa-yı Musa Medine-i Münevverede bulunan mühim bir alimin Bediüzzaman Said ...

"Birincisi : Ehl-i dalalet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cerr etmekle itham ediyorlar. `İlmi ve dîni kendilerine medar-ı maîşet yapıyorlar’ deyip, insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Binaenaleyh, bunları fiilen tekzib lazımdır.
"İkincisi: Neşr-i hak için, enbiyaya ittiba etmekle mükellefiz. Kur’an-ı Hakîm’de, hakkı neşredenler diyerek, insanlardan istiğna göstermişlerdir."
İşte, Risale-i Nur külliyatının mazhar olduğu İlahî fütuhat, hep bu enbiya mesleğinde sebat kahramanlığının şaheser misali ve harikulade neticesidir. Ve bu sayede Üstad, izzet-i ilmiyesini, cihan-kıymet bir elmas gibi muhafaza eylemiştir.
Artık herkesin, uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice bin şahsî ve maddî menfaatlerle asla alakası olmayan bir insan, nasıl olur da gönüller fatihi olmaz? Îmanlı gönüller, nasıl onun feyiz ve nûru ile dolmaz?
İktisatçılığı
İktisat, bundan evvel bahsettiğimiz istiğnanın tefsir ve izahından başka birşey değildir. Zaten, iktisat sarayına girebilmek için, evvela istiğna denilen kapıdan girmek lazımdır. Bu sebeple, iktisatla istiğna, lazımla mülzem kàbilindendir.
Üstad gibi, istiğna husûsunda peygamberleri kendine örnek kabul eden bir mücahidin iktisatçılığı, kendiliğinden husûle gelecek kadar tabiî bir haslet halini alır. Ve artık ona, günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kafi gelebilir. Zîra bu büyük insan, büyük ve munsif Fransız şairi Lamartin’in dediği gibi, "Yemek için yaşamıyor, belki yaşamak için yiyor."
Üstadın meşrep ve mesleğini tamamen anladıktan sonra, artık onun yüksek iktisatçılığını böyle yemek içmek gibi basit şeylerle mukayese etmeyi çok görüyorum. Zîra, bu büyük insanın yüksek iktisatçılığını manevî sahalarda tatbik etmek ve maddî olmayan ölçülerle ölçmek lazım gelir.
Mesela, Üstad, bu yüksek iktisatçılık kudretini sırf yemek, içmek, giymek gibi basit şeylerle değil, bilakis fikir, zihin, istidat, kàbiliyet, vakit, zaman, nefis ve nefes gibi manevî ve mücerred kıymetlerin israf ve heder edilmemesi ile ölçen bir dahîdir. Ve bütün ömrü boyunca, bir karakter halinde takip ettiği bu titiz muhasebe ve murakabe usûlünü, bütün talebelerine de telkin etmiştir. Binaenaleyh, bir Nur Talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay birşey değildir. Zîra, onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu "Dikkat!" kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir.
İşte, Bediüzzaman, kudretli bir ıslahatçı ve harikalar harikası bir pedagog (mürebbî) olduğunu, yetiştirdiği ter temiz nesille fiilen ispat etmiş ve iktisat tarihine nurdan pırıltılarla yazılan bir atlas sahîfe daha ilave eden bir nadire-i fıtrattır.

Benim mükafatımı ancak Allah verir.· Benim mükafatımı ancak Allah verir.(Yûnus Sûresi: 72; Hud Suresi: 29, v.d.)