akşam ispat-ı vücud etmekle mükellef oldukları halde-ben ve halis talebelerim müstesna kaldık. Ben hiçbir vakit ispat-ı vücuda gitmedim, hükûmeti tanımadım. Oranın valisi, oraya gelen Fevzi Paşaya şikayet etmiş. Fevzi Paşa demiş: "Ona ilişmeyiniz, hürmet ediniz." Bu sözü ona söylettiren, hizmet-i Kur’âniyenin kudsiyetidir. Ne vakit nefsimi kurtarmak, yalnız ahiretimi düşünmek fikri bana galebe etti, hizmet-i Kur’âniyede muvakkat fütur geldi, aksi maksadımla tokat yedim. Yani, bir menfadan diğerine, Isparta’ya, gönderildim.
Isparta’da yine hizmet başına geçtim. Yirmi gün geçtikten sonra hazı korkak insanların ihtarlarıyla,
"Belki bu vaziyeti hükûmet hoş görmeyecek. Bir parça teennî etsen daha iyi olur" dediler. Bende, tekrar yalnız kendimi düşünmek hatırası kuvvet buldu. "Aman, halklar gelmesin" dedim. Yine o menfadan dahi üçüncü nefiy olarak Barla’ya verildim.
Barla’da ne vakit bana fütur gelmiş ise, yalnız kendimi düşünmek hatırası kuvvet bulmuş ise, bu ehl-i dünyanın yılanlarından, münâfıklarından birisi bana musallat olmuş. Bu sekiz senede seksen hadiseyi, kendi başımdan geçtiği için hikaye edebilirim. Usandırmamak için kısa kesiyorum...
ÜÇÜNCÜSÜ
: Hizmet-i Kur’âniyenin pek mühim bir âzâsı olan Hulûsi Bey, Eğridir’den memlekete