Lem'alar Fihrist

ve bu dehşetli musîbetin husûlüne nasıl müsaade ediyor? Ve ne için cevaz gösteriyor?" diye suâline karşı gâyet kuvvetli ve muknî bir cevaptır.
ÜÇÜNCÜ İŞARET
"Kur’ân-ı Hakîmde, ehl-i dalâlete karşı azîm şekvâlar ve kesretli tahşidât ve çok şiddetli tehdidât, aklın zâhirine göre, adâletli ve münâsebetli belâgatına ve üslûbundaki îtidâline ve istikâmetine münâsip düşmüyor. Âdetâ, âciz bir adama karşı ordulan tahşid ediyor; ve müflis ve mülkte hissesiz, âciz bir adama, kuvvetli bir şerik mevkü verir gibi, ondan şekvâlar etmenin sırrı ve hikmeti nedir?" diye suâline karşı, gâyet katî ve ehemmiyetli bir cevaptır.
DÖRDÜNCÜ İŞARET
Adem şerr-i mahz ve vücud hayr-ı mahz olduğundan, mehâsin ve kemâlât vücuda ve şerler ve musîbetler ademe istinad ettiğini ve ondan neş’et ettiğini beyân ediyor.
BEŞİNCİ İŞARET
Cenâb-ı Hak, kütüb-ü semâviyede beşere karşı Cennet gibi azîm bir mükâfatı ve Cehennem gibi dehşetli bir mücâzâtı göstermekle beraber, çok irşad ve mükerrer îkaz ve defaatle ihtar ve müteaddit tehdit ve teşvik ettiği halde; hizbüşşeytanın çirkin ve mükâfatsız ve zayıf desîselerine karşı ehl-i îmânın mağlûp olmalarının sırrı nedir?" diye müthiş suâle karşı muknî bir cevaptır.
ALTINCI İŞARET
Şeytanların en tehlikeli ve kesretli bir desîsesi olan, "tasavvur-u küfri"yi "tasdîk-ı küfür" sûretinde, "tasavvur-u dalâlet"i "tasdîk-ı dalâlet" tarzında göstermesiyle, hassas ve sâfî-kalb insanlan tehlikelere atmasına mukâbil, ilmî ve mantıkî ve hakîkatli bir cevaptır.
YEDİNCİ İŞARET
Mûtezile imamları, şerrin îcâdını şer telâkkî ettikleri için, küfür ve dalâletin îcâdını Allah’a vermeyip, güyâ onunla Allah’ı takdîs ediyorlar. Mûtezilenin bu mühim meselelerine ve Mecûsilerin hâlık-ı şerri ayrı telâkkî etmelerine karşı gâyet kuvvetli ve mantıkî bir cevab-ı müskit; hem "Günah-ı kebîreyi işleyen mü’min kalamaz" diyen Mûtezile ve bir kısım Hâricîlere karşı gâyet makbul ve muknî bir cevaptır.
SEKİZİNCİ İŞARET
"Bâzı risâlelerde katî delillerle ispat edilmiş ki, küfür ve dalâlet yolu o kadar müşkülâtlı ve suûbetlidir ki, hiç kimse ona girmemek gerekti ve kâbil-i sülûk değildir. Îman ve hidâyet yolu o kadar zâhir ve kolaydır ki, herkes ona girmeli idi, dediğiniz halde, bu Hikmetü’1-Istiâze’de, dalâletli yolun kolay ve tahrip ve tecâvüz olduğu için çoklar o yola sülûk ettiğini beyânın, birbirine