BİRİNCİ İŞARET
: Yirmi Sekizinci Mektubun Sekizinci Meselesinin Birinci Nüktesinde beyân edilmiştir ki, "tevâfukàt"tır.
Ezcümle, Mu’cizât-ı Ahmediye Mektubâtında, Üçüncü İşaretinden tâ On Sekizinci İşaretine kadar altmış sahife, habersiz, bilmeyerek-bir müstensihin nüshasında iki sahife müstesnâ olmak üzere mütebâkî bütün sahifelerde-kemâl-i muvâzenetle, iki yüzden ziyâde "Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm" kelimeleri birbirine bakıyorlar. Kim insaf ile iki sahifeye dikkat etse, tesâdüf olmadığını tasdik edecek. Halbuki tesâdüf, olsa olsa bir sahifede kesretli emsâl kelimeleri bulunsa, yarı yarıya tevâfuk olur, aııcak bir iki sahifede tamamen tevâfuk edebilir. O halde böyle umum sahifelerde "Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm" kelimesi, iki olsun, üç olsun, dört olsun veya daha ziyâde olsun, kemâl-i mîzan ile birbirinin yüzüne baksa; elbette tesâdüf olması mümkün değildir.
Hem sekiz ayrı ayn müstensihin bozamadığı bir tevâfukun, kuvvetli bir işaret-i gaybiye, içinde olduğunu gösterir. Nasıl ki ehl-i belâgatın kitaplarında, belâgatın derecâtı bulunduğu halde; Kur’ân-ı Hakîmdeki belâgat, derece-i i’câza çıkmış. Kimsenin haddi değil ki, ona yetişsin. Öyle de, Mu’cizât-ı Ahmediyenin bir âyinesi olan On Dokuzuncu Mektub ve mu’cizât-ı Kur’âniyenin bir tercümânı olan Yirmi Beşinci Söz ve Kur’ân’ın bir nevî tefsiri olan Risâle-i Nur eczâlarında tevâfukàt, umum kitapların fevkınde bir derece-i garâbet gösteriyor. Ve ondan anlaşılıyor ki, mu’cizât-ı Kur’âniye ve mu’cizât-ı Ahmediyenin bir nevî kerâmetidir ki, o âyinelerde tecellî ve temessül ediyor.
İKİNCİ İŞARET
: Hizmet-i Kur’âniyeye âit inâyât-ı Rabbâniyenin ikincisi şudur ki: Cenâb-ı Hak, benim gibi kalemsiz, yanm ümmî, diyâr-ı gurbette, kimsesiz, ihtilâttan menedilmiş bir tarzda; kuvvetli, ciddî, samîmi, gayyûr, fedakâr ve kalemleri birer elmas kılınç olan kardeşleri bana muâvin ihsan etti. Zaif ve âciz omuzuma çok ağır gelen vazife-i Kur’âniyeyi, o kuvvetli omuzlara bindirdi. Kemâl-i kereminden, yükümü hafifleştirdi. O mübârek cemaat ise-Hulûsi’nin tâbiriyle- telsiz telgrafın ahizeleri hükmünde ve-Sabrinin tâbiriyle-nur fabrikasının elektriklerini yetiştiren makineler hükmünde ayn ayrı meziyetleri ve kıymettar muhtelif hâsiyetleriyle berâber-yine Sabri’nin tâbiriyle-bir tevâfukàt-ı gaybiye nevinden olarak, şevk ve sa’y ü gayret ve ciddiyette birbirine benzer bir sûrette esrâr-ı Kur’âniyeyi ve envâr-ı îmâniyeyi etrafa neşretmeleri ve her yere eriştirmeleri ve şu zamanda-yani hurufât değişmiş, matbaa yok, herkes envâr-ı îmâniyeye muhtaç olduğu bir zamanda-ve fütûr verecek ve şevki kıracak çok esbab varken, bunların fütûrsuz, kemâl-i şevk ve gayretle bu hizmetleri, doğrudan doğruya bir kerâmet-i Kur’âniye ve zâhir bir inâyet-i İlâhiyedir.
Evet, velâyetin kerâmeti olduğu gibi, niyet-i hâlisancn dahi kerâmeti vardır. Samimiyetin dahi kerâmeti vardır. Bâhusus lillâh için olan bir uhuvvet dairesinde