Mektubat Yirmi Sekizinci Mektub

Sözlerin tebyizinde kıymettar hizmeti sebkat eden Muallim Ahmed Galib’in fıkrasıdır.
"Elde Kur’ân gibi bürhan-ı hakikat varken,
"Münkiri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?"
Sözün özdür, ey can, tekellüf değil.
Ledün ilminin zübde-i pâkidir
Bu, sümmettedarik tasannuf değil.
Bu bir hikmet-i nur-u irfandır
Ki ehvâ ve lâğv ve tefelsüf değil.
Müzekkî-i nefis ve musaffî-i ruh,
Mürebbî-i dildir, tasavvuf değil.
O Sözler bütün marifet şemsidir,
Sözüm doğrudur, bir teellüf değil.
İçin nurudur, lâfza akseylemiş,
Bir iki satırda teradüf değil.
Mutabık lâfızlar birbirine,
Bu asla tasannu, tesadüf değil.
Dizilmiş nizamla bütün harfleri,
Tevafuktur, asla tehâlüf değil.
Bu bir cilve-i sırr-ı i’câzdır
Ki Kur’ân’dandır, tecevvüf değil.
Bu hüsn-ü tesadüf güzeldir, güzel,
Bu babda ne dense tezauf değil.
Said-i Bediüzzaman-ı Nursî
Beyanı bedîdir, taattuf değil.
Tesellîye ermemiş elinde kalem,
Eder arz-ı dîdar, taharrüf değil.
Tevafuk, sözünde ona çok mudur?
Tefevvuk onun için teşerrüf değil.
İsabet buna savb-ı Haktan gelir,
Bu kastî değildir, tasarruf değil.