Münazarat İfâde-i Merâm ve Uzunca Bir Mâzeret

işittirecek tarzda bağırarak müjde veriyorum ki; ’umum İslâmın, lâsiyyemâ Osmânîlerin, bâhusus Ekrâdın saadetinin fecr-i sâdıkının geldiğini, hattâ Bâşid başında görüyorum.

Faraza, şu devletin yarı milleti, pahasında verilse idi gene erzân ve zulmetle beraber yansa idi gene ucuz!
Suâl: "Biz öyle işitmedik."
Cevap: Şeytanın arkadaşları çoktur...
Suâl: "Öyle ise zihnimize gelen şüpheleri ve suâlleri hallet."
Cevap: Elbette; fakat müşteri olmadan, istemeden malımı satmam.
Suâl: "İstibdat nedir? Meşrûtiyet nedir?" Diğeri: "Ermeniler ağa oldular. Biz sefil kaldık." Başkası: "Dînimize zarar yok mu?" Daha başkası: "Jön Türkler şöyledirler, böyledirler, bizi de zarardîde edecekler." Diğeri: "Gayr-i müslim, nasıl asker olacak?" İlâ âhir...
Cevap: Yahu, şu gürültülü, karma karışık, sizin gibi intizamsız suâllerinize nasıl cevap vereceğim?

Ümitsizlik ve karamsarlığın sembolü olan Arap filozof ve şâiri Ebû Alâi’1-Maarrîye rağmen.