Dördüncüsü:
ilâ âhir, şeddeli
yüz bir,
bin yüz kırk bir,
seksen altı eder. Yekûnu: Arabîce bin üç yüz yirmi sekiz olur ve Rumîce bin üç yüz yirmi altıdır ki Hulefâ-yı Râşidînin isimleri ikinci vecihte gösterdiği aynı tarihe ve hürriyetin üçüncü senesindeki inkıta-i hilâfetin tarihine tam tamına tevafuku, elbette o lisanü’l-gayb olan zâtın lisanında tesadüfî olamaz; belki onu da görmüş, ona da işaret etmiş.
Beşincisi:
şeddeli nun bir nun sayılsa bin yüz doksan iki eder ki, aynen
cümlesinin gösterdiği gibi bin iki yüz iki tarihine on farkla tam tevafuk ederek tam ve nâkıs bütün müddet-i hilâfeti göstermesi ve yalnız "hilâfet" kelimesi bin yüz on bir edip tam hilâfetin müddetine tam tevafukla beraber o müddete işaret eder. kelimesinin cifrî hesabı olan bin seksen yedi adedine, yirmi dört gibi cüz’i bir farkla muvafakat etmesi, elbette ve herhalde o Muhbir-i Gaybînin bir işaret-i gaybiyesidir ve bir nevi mu’cizât-ı gaybiyesinin bir lem’asıdır.
İşte bu kısacık hadisin câmiiyetine, sair cevâmiü’l-kelim olan hadisler kıyas edilsin.
*
Yirmi Sekizinci Lem’a
Risale-i Nur’dan haber veren İkinci Keramet-i Aleviye Risalesi ileride neşr edileceğinden buraya neşr edilmedi.
On Sekizinci Lem’a
Risale-i Nur’dan haber veren Birinci Keramet-i Aleviye Risalesi ileride neşredileceğinden buraya derc edilmedi.
* Seni hertürlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Suresi: 32.)