Sözler Otuz Üçüncü Söz

seyyâl zaman ırmağında seyyar mevcudâtın üstünde parlayan lemeât-ı cemâliye dahi bir Cemâl-i Sermedîye işaret ederler ve Onun bir nevi emâreleridirler.
Hem, kâinat kalbindeki ciddi aşk, bir Mâşuk-u Lâyezalîyi gösterir. Evet, ağacın mahiyetinde olmayan bir şey esaslı bir sûrette meyvesinde bulunmadığı delâletiyle, şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddi aşk-ı lâhutî gösterir ki, bütün kâinatta-fakat başka şekillerde-hakiki aşk ve muhabbet bulunuyor. Öyle ise, kalb-i kâinattaki şu hakiki muhabbet ve aşk, bir Mahbub-u Ezelîyi gösterir.
Hem, kâinatın sînesinde çok sûretlerde tezâhür eden incizablar, cezbeler, câzibeler, ezelî bir hakikat-i câzibedarın cezbiyle olduğunu hüşyar kalblere gösterir.
Hem, mahlûkatın en hassas ve nurânî tâifesi olan ehl-i keşif ve velâyetin ittifakıyla, zevk ve şuhuda istinad ederek, bir Cemîl-i Zülcelâlin cilvesine, tecellîsine mazhar olduklarını ve o Celîl-i Zülcemâlin (kendini) tanıttırılmasına ve sevdirilmesine zevk ile muttalî olduklarını müttefikan haber vermeleri, yine bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun, bir Cemîl-i Zülcelâlin vücuduna ve insanlara kendini tanıttırmasına katiyen şehâdet eder.
Hem, kâinat yüzünde ve mevcudât üstünde işleyen kalem-i tahsin ve tezyin, o kalem sahibi Zâtın esmâsının güzelliğini vâzıhan gösteriyor.
İşte, kâinat yüzündeki cemâl ve kalbindeki aşk ve sînesindeki incizab ve gözlerindeki keşif ve şuhud ve hey’âtındaki hüsün ve tezyinât, pek latîf, nurânî bir pencere açar. Onun ile bütün esmâsı cemîle bir Cemîl-i Zülcelâli ve bir Mahbub-u Lâyezalîyi ve bir Ma’bud-u Lemyezeli hüşyar olan akıl ve kalblere gösterir.
İşte ey maddiyât karanlığında, evham zulümâtında, boğucu şübehât içinde çırpınan gàfil! Kendine gel, insaniyete lâyık bir sûrette yüksel, şu dört delik ile bak, cemâl-i vahdeti gör, kemâl-i imânı kazan, hakiki insan ol.
Yirmi Yedinci Pencere

Kâinatta, esbâb ve müsebbebât görünen eşyaya bakıyoruz ve görüyoruz ki, en âlâ bir sebep, en âdi bir müsebbebe kuvveti yetmiyor. Demek, esbâb bir perdedir; müsebbebleri yapan başkadır.
Meselâ, hadsiz masnuâttan yalnız cüz’î bir misâl olarak, insan başı içinde bir hardal küçüklüğünde bir yerde yerleştirilen kuvve-i

Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir. (Zümer Suresi: 62.)