Sözler Otuz Üçüncü Söz

Sevdirmek ve tanıttırmak sıfatları ise, bilbedâhe, Vedûd, Mâruf bir Sâni-i Kadîrin vücûb-u vücuduna ve vahdetine şehâdet eder.
Elhâsıl: Sebep gayet âdi, âciz ve ona isnad edilen müsebbeb ise, gayet san’atlı ve kıymetli olduğundan, sebebi azl eder. Hem, müsebbebin gàyesi, faydası dahi cahil ve câmid olan esbâbı ortadan atar, bir Sâni-i Hakîmin eline teslim eder. Hem, müsebbebin yüzündeki tezyinât ve maharetler, kendi kudretini zîşuurlara bildirmek isteyen ve kendini sevdirmek arzu eden bir Sâni-i Hakîme işaret eder.
Ey esbâbperest bîçare! Bu üç mühim hakikati ne ile izah edebilirsin? Sen nasıl kendini kandırabilirsin? Aklın varsa, esbâb perdesini yırt, -1- de, hadsiz evhamdan kurtul.

Yirmi Sekizinci Pencere

-2-
Şu kâinata bakıyoruz, görüyoruz ki; hüceyrât-ı bedenden tut, tâ mecmû-u âleme şâmil bir hikmet ve tanzim var.
Hüceyrât-ı bedene bakıyoruz, görüyoruz ki; mesâlih-i bedeni gören ve idare eden birisinin emriyle, kanunuyla, o küçücük hüceyrelerde ehemmiyetli bir tedbîr var. Mideye, nasıl bir kısım rızık içyağı sûretinde iddihar olunup vakt-i hâcette sarf edilir; aynen o küçücük hüceyrelerde de o tasarruf ve iddihar var.
Nebâtâta bakıyoruz; gayet hakîmâne bir terbiye, bir tedbîr görünüyor.
Hayvanâta bakıyoruz; nihayet derecede kerîmâne bir terbiye ve iâşe görüyoruz.
Kâinatın erkân-ı azîmesine bakıyoruz; mühim gàyeler için haşmetkârâne bir tedvîr ve tenvir görüyoruz.
Âlemin mecmûuna bakıyoruz; muntazam bir memleket, bir şehir, bir saray hükmünde âlî hikmetler, gàlî gàyeler için mükemmel bir tanzimât görüyoruz. Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfında izah ve ispat edildiği üzere, bir zerreden tut, tâ

1 Allah birdir, bir olur. Her şeyin anahtarı onun yanında, her şeyin dizgini Onun elindedir. Rububiyetin de, icraatında ve icatlarında hiç bir şeriki yoktur.

2 Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin, seslerinizin ve simalarınızın farklılığı da yine Onun ayetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır. (Rum Suresi: 22.)