Şuâlar — İkinci Makam

terbiye etmeyen ve zemin yüzünü örten ve dört yüz bin nebatî ve hayvanî olan atkı ipleriyle dokunan gayet nakışlı ve sanatlı hayattar bir haliçeyi nesc ve icad edemeyen, o tek nevi icad ve idare edemez.
Daha bunlara başka şeyler kıyas edilse, anlaşılır ki, kâinat mecmuası, halk ve icad cihetinde tecezzî kabul etmez bir külldür ve tedbir ve rubûbiyet cihetinde inkısamı imkânsız bir küllîdir.
Bu Üçüncü Muktazî, Siracü’n-Nurun çok risalelerinde, hususan Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfında o kadar kat’î ve parlak izah ve ispat edilmiştir ki, güneşin akisleri gibi her şeyin aynasında bir bürhan-ı vahdet temessül ve bir hüccet-i tevhid in’ikâs ediyor. Biz, o izaha iktifaen, burada o uzun kıssayı kısa kestik.