"Demek, hnkikat tahavvül etmeı; hakikat haktır. Elhakku ya’lû velâ yu’lâ aleyhi."
Hem bu Sünûhat Risalesi’nde "Kur’an’ın hâkimiyet-i mutlakası" bahsinde, cemaat-ı İslâmiyenin nazarını Kuı’an’a çeviımek, bu suretle muharrik-i vicdan olan kudsiyeti temin ile kalplere meleke-i hassasiyet gelerek dinin emirlerine ve îmânın ihtaratına karşı lâkayd ve sağır kálmamak gibi bazı hususlara dair izahlar var.
Zaman gösterdi ki; bu risalede Hazret-i Üstadın ehemmiyetle üzerinde durduğu ve müslümanların doğrudan doğruya okuduklan tefsir kitaplarından Kur’ârı a müteveccih olmaları, şiddetli bir rağbet ve alâkayla, Kur’ân’ı dinlemeleri, Kur’ân’dan ders almalan gibi hususlar, Risale-i Nuı’da tecelli etmiştir.
Zamanın hastalığını teşhis eden ve o hastalığa devayı gösteren zât, Cenâb-ı Hakkın ona ihsan ettiği Nur Külliyatıyla bu pek ehemmiyetli hizmeti âlem-şümul bir vüs’atle ifa etmiştir.
Evet, bahsettiği "Şeriat kitaplan birer şeffaf cam mahiyetinde olmak lâzım" dediği hakikat Risale-i Nur’la zuhura gelmiş ve meydan-ı istifadeye