dersleriyle halkın mühim bir kısmının ilim, îman, ahlâk ve fazîlet bakımından terakkî ettiği herkesçe mâlûm olduğu gibi, resmî zâtların ikrârıyla da sabittir.
HAŞIYE 2
Emirdağ talebeleri, Üstadın Emirdağ’ındaki hayatına dâir diyorlar ki:
"Üstad Emirdağ’ında dâimî tarassud altında bulunuyordu. Açık havalarda gezmeye çıkardı. Üstadın, bahar ve yaz mevsimlerinde mutlaka kırlara çıkmak âdeti idi. Yalnız başına gider, birkaç saat kalır, sonra evine dönerdi. Kırlara çıktığı zaman, çok defa arkasından takip ettirilirdi. Bâzan bekçiler, bâzan jandarmalar takip ederdi. Hattâ bir defa arkasından kurşun attırılmış, fakat isâbet etmemiştir. Birgün, bir resmî memur, arkasından koşarak, "Dışarı çıkmak yasak. Başına bere koyamazsın, sarık saramazsın" diye mütehakkimâne ve mütecâvizâne ifadeler kullanmış; Üstad da geriye dönmüştür. Bu tarz muâmeleler çoktur."
Üstadın Emirdağ’daki hizmeti ve meşgalesi, başka yerlerde olduğu gibi, yalnız bir vazifeye münhasır değildi. Gerek Lâhikalardaki mektuplardan, gerek ziyâretine gelen dostların ve eski ilim arkadaşları ve talebelerinin ihbânndan ve gerekse de kendine yakından alâkadar olan talebe, komşu ve halkların müşâhedâtından anlaşılıyor ki, hakka müteveccih, hakîkatten nebeân eden müteaddit hizmetleri, vazifeleri vardı ve herbir günde de bu vazifelerini îfâya çalışırdı. Hakaik-ı Kur’âniye nurları olan Sözler, Lem’alar gibi eserlerini telif, tashih ve neşr ile meşgul olmakla beraber, kelimât-ı kudret olan masnûât ve mevcudâtı seyr ve temâşâya, kitâb-ı kâinatı mütâlâaya çok müştak idi. Zemin yüzünde yazılan, bahar sahifesinde teşhir edilen rahmet ve hikmetin mu’cizeli eserlerini, eşcar ve nebâtât ve hayvanâttaki sanat-ı Ilâhiyenin hârikalarını, sîmâlarında panldayan Tevhid sikkelerini okumaya ziyâdesiyle meftun idi. Böylece, hakaik-ı îmâniyenin, Mârifetullâhın nihayetsiz ufuklarında hakkalyakîn mertebesinde kanat açıp geziyordu.
Esâsen, Kur’ân’dan aldığı mesleğinin bir esâsı tefekkürdür. Eserlerinde insanı dâimâ tefekküre sevk eder ve tefekkürü ders verir. Ilim ve tefekkür ile kazanılan mârifet-i Ilâhiyenin, ruh için kâinat üs’atinde bir genişlik temin ettiğini ve
-1- herbir şeyde Sâni-i Vâhide işaretler, delil ve âyetler bulunduğunu ifade eder;
-2- sırrına göre hareket ederdi.
HAŞİYE 2
Üstad Said Nursî, Emirdağ’ını bir dershâne-i Nuriye mânâsında kabul ettiğini söyler. Sav, Barla, Emirdağ, Eflâni gibi Nurların ekseriyetle yayılıp okunduğu kasaba ve köyleri, birer dershâne-i Nuriye ünvânıyla yâd eder. Ve kendi Nurs köyü gibi, sağ ve ölü umum ahalisine, mâsum çocuklar ve mübârek hanımlarına duâ eder, mânevî kazancına hissedar eder.
1 Herbir şeyde Allah’ın birliğine delil olan bir alamet vardır. (İbnü’i-Mu’tez isimli Arap şâirine âit bir mısrâ.)
2 Bir saat tefekkür, bir sene nâfile ibadetten hayırlıdır. (Hadîs-i şerif: Keşfü’l-Hafâ,1:1004.)