Tarihçe-i Hayat Altıncı Kısım: Emirdağ Hayatı

ve elimde bulunan ve Denizli zâbıtası görüp ilişmeyen ve Afyon polishânesinde bir gece ve buranın zâbıtasında da açık olarak bir gece kalan Meyve Risâlesi ile Müdâfaanâme’yi, hergün endişeler içinde, bunları da elimden almasınlar diye saklıyordum. Belki beni taharrî edecekler telâşı ile, bu gurbette tanımadığım adamlara, bunları sakla diyemediğimden çok üzülüyordum.
Ikincisi: Denizli Mahkemesi hiç ilişmediği ve Eskişehir Mahkemesi yalnız bir tek kelimesine ilişip birtek harfle cevabını alan Ihtiyarlar Risâlesi’ni, Istanbullu bir adam, burada bir adamdan alıp, Istanbul’a götürmüş. Her nasılsa aleyhimdeki bir dinsizin eline geçmiş. Habbeyi on kubbe yaparak vilâyet zabıtasını şaşırtıp,
"Kiminle görüşüyor, yanına kimler gidiyor?" diye beni sıkmaya başladılar. Her ne ise... Bunlar gibi çok acı nümûneler var; fakat en mânâsızı budur ki: Beni konuşturmamak için, hizmetimde bir çocukla bir hastalıklı adamdan başka herkesi ürkütüp, benden kaçırtmalarıdır. Ben de derim:
"On adamın benden çekinmeleri yerine, on binler, belki yüz binler Müslüman, Risâle-i Nur’un dersine hiçbir mânie ehemmiyet vermeyerek devam ediyorlar. Hem bu memlekette, hem hariç âlem-i Islâmda çok kuvvetli hakîkatleri ve çok kıymetli fâideleri için, tam bir revaç ile intişar eden Risâle-i Nur’un binler nüshalarından herbiri, benim yerimde benden mükemmel konuşuyor. Benim susmamla, onlar susmaz ve susturulmazlar.
"Hem, mâdem mahkemece ispat edilmiş ki, yirmi seneden beri siyasetle alâkamı kestiğim ve hiçbir emâre aksine zuhur etmediği halde; elbette benimle görüşenden tevehhüm etmek pek mânâsızdır ."

[Kendi Kendime Hasbihal nâmındaki parçaya lâhika olarak]
Adliye Vekiliyle Ve Risâle-i Nur’la Alâkadar Mahkemelerin Hâkimleriyle
Bir Hasbihaldir

Efendiler,
Siz, ne için sebepsiz bizimle ve Risâle-i Nur’la uğraşıyorsunuz! Katiyen size haber veriyorum ki: Ben ve Risâle-i Nur, sizinle değil mübarese, belki sizi düşünmek dahi vazifemizin haricindedir. Çünkü, Risâle-i Nur ve hakîki şâkirtleri, elli sene sonra gelen nesl-i âtîye gayet büyük bir hizmet ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmaya çalışıyorlar. Şimdi bizimle uğraşanlar, o zaman kabirde elbette toprak oluyorlar. Farz-ı muhâl olarak o saadet ve selâmet hizmeti bir mübâreze olsa da, kabirde toprak olmaya yüz tutanları alâkadar etmemek gerektir.