Tarihçe-i Hayat Altıncı Kısım: Emirdağ Hayatı

Mübeşşereye dahi tarafgirâne bir inkâr, bir îtiraz kalbe gelir. Hatâ varsa da, tevbe ihtimâli kuvvetlidir. O eski zamana gidip lüzûmsuz, zararlı, Şeriat emretmeden o ahvâlleri tetkik etmekten ise; şimdi, bu zamanda bilfıil Islâmiyete dehşetli darbeleri vuran ve binler lânete, nefrete müstehak olanlara ehemmiyet vermemek gibi bir hâlet, mü’min ve müdakkik bir zâtın vazife-i kudsiyesine muvâfık gelemez. Hattâ, Sabri ile küçücük manâkaşanız, hem Risâle-i Nur’a, hakaik-ı îmâniyenin intişârına ehemmiyetli bir zarar verdiğini senden saklamam. Aynı vakitte burada hissettim; müteessir ve müteellim oldum.
Sonra, senin gibi ehl-i tahkik bir âlimin, Risâle-i Nur’a oraca ehemmiyetli bir hizmete vesîle olacak Sabri’nin oraya gelmesi, ikinizden büyük bir hizmet-i Nuriye beklerken, bilâkis üç cihetle Nura zarar geldiğini hissettim ve gördüm. "Acaba neden bu zarar olmuş?" diye düşünürken, iki üç gün sonra haber aldım ki, Sabri, mânâsız, lüzûmsuz, seninle münâkaşa etmiş; sen de hiddete gelmişsin. "Eyvah!" dedim. "Yâ Rab! Erzurum’dan imdâdıma yetişen bu iki zâtın münâkaşasını musâlâhaya tebdil et" diye duâ ettim. Risâle-i Nur’un ihlâs lem’alarında denildiği gibi, "Şimdi, ehl-i îman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hıristiyanın dindar rûhânîleriyle ittifak etmek ve medâr-ı ihtilâf meseleleri nazara almamak, nizâ etmemek gerektir."Çünkü, küfr-ü mutlak hücum ediyor. Senin, hamiyet-i dîniyen ve tecrübe-i ilmiyen ve Nurlara karşı alâkan sebebiyle senden ricâ ediyorum ki, Sabri ile geçen mâcerayı unutmaya çalış ve onu da affet ve helâl et. Çünkü o, kendi kafasıyla konuşmamış; eskiden beri hocalardan işittiği şeyleri, lüzûmsuz münâkaşa ile söylemiş.
Bilirsin ki, büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffâret olur. Evet, o hemşehrimiz Sabri, hakîkaten Nura ve Nur vâsıtasıyla îmâna öyle bir hizmet eylemiş ki, bin hatâsını affettirir. Sizin âlîcenaplığınızdan, o Nur hizmetleri hâtırı için, dost bir hemşehri ve Nur hizmetinde bir arkadaş nazarıyla bakmalısınız.
Sahâbelerin bir kısmı, o harblerde, adâlet-i izâfiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp tâbî olarak, "Hazret-i Ali’nin (r.a.) tâkip ettiği adâlet-i hakîkiye ve azîmet-i şer’iye ile beraber zâhidâne, müstağniyâne, muktesidâne mesleğini terk edip, muhâlif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hattâ Imâm-ı Ali’nin (r.a.) kardeşi Akîl ve "Habrü’i-Ümme" unvânını alan Abdullah Ibn-i Abbas dahi bir vakit muhâlif tarafında bulunduklarından, hakîki Ehl-i Sünnet ve’i-Cemaat, -1- bir düstur-u esâsiye-i şer’iyeye binâen -2- diyerek, o fitnelerin kapısını açmayı ve

1 Fitne kapılarını kapamak şeriatın güzelliklerindendir.

2 Allah ellerimizi temizlesin. Biz de dillerimizi temizleyelim.