Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı

Darü’l-Hikmette bulunduğu zamanlarda geçirdiği bir inkılab-ı rûhîyi, bilahere neşrettiği bir eserinde şöyle beyan ediyor:
Eski Said’in gafil kafasına müthiş tokatlar indi, kaziyesini düşündü; kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi, bir yol aradı, bir halaskar taharri etti; gördü ki, yollar muhtelif. Tereddütte kaldı, Gavs-ı Azam olan Şeyh Geylanî’nin (r.a.) Futuhü’l-Gayb namındaki kitabıyla tefeül etti. Tefeülde şu çıktı:

Acibdir ki, o vakit ben, Darü’i-Hikmeti’i-İslamiye azası idim. Cüya ehl-i İslamın yaralarını tedaviye çalışan bir hakîm idim. Halbuki, en ziyade hasta, ben idim. Hasta, evvela kendine bakmalı, sonra hastalara bakabilir. İşte, Hazreti Şeyh bana der ki:
"Sen kendin hastasın, kendine bir tabib ara!"
Ben dedim:
"Sen tabibim ol!"
Tuttum, kendimi ona muhatap addederek o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum. Fakat, kitabı çok şiddetli idi; gururumu dehşetli kırıyordu nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatap ederek okudum, bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum. Fakat, sonra ameliyat-ı şifakaraneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münacatını dinledim, çok istifaza ettim.
Sonra, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım, halis bir tefeül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubatında yalnız iki yerde `Bediüzzaman" lafzı var. O iki mektup, bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında
"Mirza Bediüzzaman’a mektup" diye yazılı olarak gördüm.
"Fesübhanallah!" dedim. "Bu bana hitap ediyor."
O zaman Eski Said’in bir lakabı `Bediüzzaman" idi. Halbuki, Hicretin üç yüz senesinde Bediüzzaman-ı Hemedani’den başka o lakabla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Demek, İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zatın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime deva buldum.
Yalnız, İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında musırrane şunu tavsiye ediyor: "Tevhîd-i kıble et!" Yani, "Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma!"
Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahval-i ruhiyeme muvafık gelmedi. Ne kadar düşündüm, "Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi arkasından gideyim?’;

Sen Darü’l-Hikmettesin. Kalbini tedavi edecek bir tabib ara