Hem, büyük bir taaccüb ile görmüyor musunuz ki, terakkiyat-ı hazıranın üssü’i-esası ve belki Dîn-i Hakkın muktezası olan "Ben ölürsem devletim, milletim ve ahbaplarım sağdırlar" gibi kelime-i beyza ve haslet-i hamrayı gayr-i müslimler çalmışlar. Çünkü, onların bir fedaisi der: "Ben ölürsem milletim sağ olsun; içinde bir hayat-ı maneviyem vardır." Ve bütün sefaletin ve şahsîyatın esası olan, "Ben öldükten sonra dünya ne olursa olsun; isterse tûfan olsun"; veyahut, "
-1- olan kelime-i hamka ve seciye-i avra, himmetimizin elini tutmuş rehberlik ediyor.
İşte en iyi haslet-ki, dînimizin muktezasıdır: Biz, rûhumuzla, canımızla, vicdanımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki, "Biz ölsek, milletimiz olan İslamiyet hayydır, ilelebed bakîdir. Milletim sağ olsun; sevab-ı uhrevî bana kafidir, milletin hayatındaki hayat-ı maneviyem beni yaşattırır, alem-i ulvîde beni mütelezziz eder.
-2- " deyip, nûrun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kendimize rehber etmeliyiz.
Sual:
"Herşeyden evvel bize lazım olan nedir?" Cevap: Doğruluk.
Sual
: "Daha?"
Cevap:
Yalan söylememek.
Sual:
"Sonra?"
Cevap:
Sıdk, sadakat, ihlas, sebat, tesanüddür.
Sual:
"Neden?"
Cevap:
Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu bürhan kafi değil midir ki, hayatımızın bekası îmanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.
Sual:
"En evvel rüesamız ıslah olunmalı?"
Cevap:
Evet, reisleriniz malınızı ceplerine indirip hapsettikleri gibi, akıllarınızı da sizden almışlar veya dimağınızda hapsetmişler. Öyle ise, şimdi onların yanındaki akıllarınızla konuşacağım:
Eyyühe’r-rüûs ve’r-rüesa! Tekasülî olan tevekkülden sakınınız. İşi birbirinize havale etmeyiniz. Elinizdeki malımızla ve yanınızdaki aklımızla bize
1 Eğer susuzluktan ölürsem, bir damla yağmur yağmasın.
2 Ölüm, Nevruz Bayramı günümüzdür.