Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı

bağlanacak zincir, doğruluktur.Amma, maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiştir.
DÖRDÜNCÜ KELİME:
Bütün hayatımda, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeden katî bildiğim ve tahkîkatların bana verdiği netice şudur ki: Muhabbete en layık şey muhabbettir; ve husûmete en layık sıfat husûmettir. Yani, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı en ziyade sevilmeye ve muhabbete layıktır. Ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîr ü zeber eden düşmanlık ve adavet, her şeyden ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muzır bir sıfattır...
BEŞİNCİ KELİME: Meşveret-i şer’iyeden aldığım ders budur: Şu zamanda bir adamın bir günahı, bir kalmıyor; bazan büyür, sirayet eder, yüz olur. Birtek hasene bazan bir kalmıyor, belki bazan binler dereceye terakkî ediyor. Bunun sırr-ı hikmeti şudur:
Hürriyet-i şer’iye ile meşveret-i meşrûa, hakîki milliyetimizin hakimiyetini gösterdi. Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyettir. Ve Hilafet-i Osmaniye ve Türk ordusunun o milliyete bayraktarlığı îtibarıyle, o İslamiyet milliyetinin sadefi, kal’ası hükmündedir. Arap-Türk, hakîki iki kardeş, o kal’a-i kudsiyenin nöbettarlarıdırlar.
İşte, bu kudsi milliyetin rabıtasıyla, umum ehl-i İslam birtek aşîret hükmüne geçiyor.. Aşîretin efradı gibi, İslam taifeleri de birbirine uhuvvet-i İslamiye ile murtabıt, alakadar olur. Birbirine manen (lüzum olsa maddeten) yardım eder. Güya bütün İslam taifeleri bir silsile-i nûraniye ile birbirine bağlıdır.
Nasıl ki bir aşîretin bir ferdi bir cinayet işlese, o aşîretin bütün efradı, o aşîretin düşmanı olan başka aşîretin nazarında müttehem olur. Güya herbir ferd o cinayeti işlemiş gibi, o düşman aşiret onlara düşman olur. O tek cinayet, binler hükmüne geçer. Eğer o aşîretin bir ferdi, o aşîretin mahiyetine temas eden medar-ı iftihar bir iyilik yapsa, o aşîretin bütün efradı onunla iftihar eder. Güya herbir adam, aşîrette o iyiliği yapmış gibi iftihar eder. İşte bu mezkûr hakikat içindir ki, bu zamanda, husûsan kırk-elli sene sonra, seyyie, fenalık işleyenin üstünde kalmaz, belki milyonlar nüfûs-u İslamiyenin hukùkuna tecavüz olur. Kırk-elli sene sonra çok misalleri görülecek.
Ey bu sözlerimi dinleyen bu Cami-i Emevî’deki kardeşler ve kırk-elli sene sonra alem-i İslam camiindeki ihvan-ı müslimîn! "Biz zarar vermiyoruz, fakat menfaat vermeye iktidarımız yok, onun için mazuruz" diye özür beyan etmeyiniz. Bu özrünüz makbul değil. Tenbelliğiniz ve "Neme lazım" deyip