"Sani-i Hakîmin emri ve izni olmadan, bu seyyar kainatlar hareket edemezler, ilişemezler" deyip, anlar; kemal-i emniyetle hayat-ı dünyeviyesinde de derecesine göre saadete mazhar olur. Kimin kalbinde îmandan ve Dîn-i Haktan gelen bu hakîkat çekirdeği bulunmazsa ve nokta-i istinadı olmazsa, bilbedahe temsildeki Rüstem ve Herkül’ün cesaretleri ve kahramanlıkları kırıldığı gibi, onun cesareti ve kuvve-i maneviyesi muzmahîl olur ve vicdanı tefessüh eder ve kainatın hadisatına esir olur. Herşeye karşı korkak bir dilenci hükmüne düşer. Îmanın bu sırr-ı hakîkatini ve dalaletin de bu dehşetli şekavet-i dünyeviyesini Risale-i Nur yüzer katî hüccetlerle ispat ettiğine binaen, bu pek uzun hakikati kısa kesiyoruz.
Acaba, en ziyade kuvve-i maneviyeye ve tesellîye ve metanete ihtiyacını hissetmiş bu asırdaki beşer, bu zamanda o kuvve-i maneviyeyi ve tesellîyi ve saadeti temin eden İslamiyet ve îmandaki nokta-i istinad olan hakaik-ı îmaniyeyi bırakıp, Garblılaşmak ünvanı ile, İslamiyet milliyetinden istifade yerine, bütün bütün kuvve-i maneviyeyi kırıp ve tesellîyi mahveden ve metanetini kıran dalalet ve sefahete ve yalancı politika ve siyasete dayanması ne kadar maslahat-ı beşeriyeden ve menfaat-i insaniyeden uzak bir hareket olduğunu, pek yakın bir zamanda, intibaha gelmiş-başta İslam olarak-beşer hissedecek ve dünyanın ömrü kalmışsa, Kur’an’ın hakaikına yapışacak.
• • •
O vakit Kosova’da, büyük bir İslam darülfünûnunun tesisine teşebbüs edilmişti. Orada hem İttihatçılara, hem Sultan Reşad’a der ki: "Şark böyle bir darülfünûna daha ziyade muhtaç ve alem-i İslamın merkezi hükmündedir."
Bunun üzerine, Şarkta bir darülfünûn açılacağını vaad ederler. Bilahare Balkan Harbi çıkmasıyla, o medrese yeri, yani Kosova istila edilir. Bunun üzerine, müracaatla, Kosova’daki darülfünûn için tahsis edilen on dokuz bin altın liranın Şark darülfünûnu için verilmesini talep eder; bu talebi kabul edilir.
Bediüzzaman tekrar Van’a hareket eder. Van Gölü kenarındaki Artemit’te (Edremit) o darülfünûnun temeli atılır. Fakat, ne çare ki, Harb-i Umûminin zuhûruyla teşebbüs geri kalır. Zaten o kış, Molla Said, talebelerine "Hazır olunuz, büyük bir musîbet ve felaket bize yaklaşıyor" diye haber vermişti.
• • •