Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı


Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Bugünlerde Kur’an-ı Hakîm’in nazarında îmandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i salih esaslarını düşündüm.
Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer celb-i nef’a racih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında, bu takva olan def i mefasid ve terk-i kebair, üssü’l-esas olup, büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzları yapan, kebîreleri işlemeyen kurtulur.
Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlasla muvaffakıyeti pek azdır. Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir. Hem, takva içinde bir nevî amel-i salih var. Çünkü bir haramın terki vaciptir; bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Böyle zamanlarda-binler günahın tehacümünde-birtek içtinab az bir amel ile yüzer vacib işlenmiş olur. Bu ehemmiyetli nokta, niyet ile, takva namıyla günahtan kaçınmak kastıyla menfì ibadetten gelen ehemmiyetli a’mal-i salihadır.
Risale-i Nurşakirtlerinin bu zamanda en mühim vazifeleri tahribata ve günahlara karşı takvayı esas tutup davranmak gerektir. Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı bayat-ı içtimaiyede yüzer günah insana karşı geliyor; elbette takva ile ve niyet-i içtinab ile, yüzer amel-i salih işlemiş hükmündedir. Malumdur ki, bir adamın bir günde harap ettiği bir sarayı, yiımi adam yirmi günde yapamaz. Ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lazım gelirken; şimdi binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek harikadır. Eğer bu iki mütekabil kuvvetler bir seviyede olsaydı, onun tamirinde mu’cizevarî muvaffakıyet ve fütuhat görülecekti.
Ezcümle, hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış. Bazı yerlerde gayet elîm ve bîçare ihtiyarlar, peder ve valideler hakkında dehşetli neticeler veriyor. Cenab-ı Hakka şükür ki, Risale-i Nur, bu müthiş tahribata karşı, girdiği yerlerde mukavemet ediyor, tamir ediyor.
Sedd-i Zülkarneynin tahribiyle Ye’cüc ve Me’cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi, şeriat-ı Muhammediye (a.s.m.) olan sedd-i Kur’an’ın tezelzülüyle, Ye’cüc ve Me’cüc’den daha müthiş olan, ahlakta ve hayatta zulmetli bir anarşîlik ve zulümlü bir dinsizlik fesad ve ifsada başlıyor. Risale-i Nur şakirtlerinin böyle bir hadisede manevî mücahedeleri, inşaallah zaman-ı Sahabedeki gibi, az amel ile pek büyük sevap ve a’mal-i salihaya medar olur.