Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı


Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Risale-i Nur dünya işlerine alet olamaz, dünya işlerinde siper edilmez. Çünkü, ehemmiyetli bir ibadet-i tefekküriye olduğu cihetle, dünyevî maksatlar kasten ondan istenilmez. İstenilse, ihlas kırılır; o ehemmiyetli ibadet şekli değişir. Bazı çocuklar gibi; döğüştükleri vakit Kur’an’ı siper eder, başına gelen darbe Kur’an’a geldiği gibi; Risale-i Nur, böyle muannid hasımlara karşı siper istimal edilmemeli.
Evet, Risale-i Nur’a ilişenler, tokat yerler; yüzer vukuat şahittir. Fakat, Risale-i Nur, tokatlarda istimal edilmez ve niyet ve kast ile tokatlar gelmez. Çünkü, sırr-ı ihlas ve sırr-ı ubûdiyete münafìdir. Bizler, bizlere zulmedenleri, bizi himaye eden ve Risale-i Nur’da istihdam eden Rabbimize havale ediyoruz... Evet dünyaya ait harika neticeler, bazı evrad-ı mühimme gibi, Risale-i Nur’da çokça terettüb ediyor. Fakat, onlar istenilmez, belki verilir; illet olamaz, bir faide olabilir. Eğer istemekle olsa, illet olur, ihlası kırar; o ibadeti kısmen ibtal eder.
.........
Evet, Risale-i Nur’un o kadar dehşetli muannidlere karşı galibane mukavemeti, sırr-ı ihlastan, hiçbirşeye alet edilmemesinden ve doğrudan doğruya saadet-i ebediyeye bakmasından ve hizmet-i îmaniyeden başka bir maksat takip etmemesinden ve bazı ehl-i tarîkatin ehemmiyet verdikleri keşf ve keramet-i şahsiyeye ehemmiyet vermemesindendir. Ve velayet-i kübra ashabları olan Sahabîler gibi, veraset-i Nübüvvet sırrıyla, yalnız îman nurlarını neşretmek ve ehl-i îmanın îmanlarını kurtarmaktır.
Evet, Risale-i Nur’un bu dehşetli zamanda kazandırdığı iki netice-i muhakkakası, herşeyin fevkındedir; başka şeylere ve makamlara ihtiyaç bırakmıyor.
·Birinci neticesi: Sadakat ve kanaatla Risale-i Nur dairesine giren, îmanla kabre gireceğine gayet kuvvetli emareler var.
·İkincisi: Risale-i Nur dairesinde, ihtiyarımız olmadan takarrür ve tahakkuk eden şirket-i maneviye-i uhreviye cihetiyle, herbir hakîki sadık şakirt, binler dillerle, kalblerle dua etmek, istiğfar etmek, ibadet etmek ve bazı melaike gibi kırk bin lisan ile tesbih etmektir. Ve Ramazan-ı Şerifteki hakîkat-i Leyle-i Kadir gibi kudsî, ulvî hakîkatleri, yüz bin el ile aramaktır.
İşte bu gibi netice içindir ki, Risale-i Núr şakirtleri, hizmet-i Nuriyeyi velayet makamına tercih eder; keşf ve keramatı aramaz ve ahiret meyvelerini dünyada koparmaya çalışmaz. Vazife-i İlahiye olan muvaffakıyet ve halka kabul ettirmek ve