sadre ve selamet-i kalbe malik olduklarından, o çocuklara dahi hiddet etmeyip, buyururlardı ki: "Bunlar, Sûre-i Yasin’den mühim bir ayetin nüktesini keşfime sebep oldular" diye, onlara dua ederlerdi. Sonra bu çocuklar, Üstadımızın duaları bereketiyle şayan-ı hayret bir hal kesb ettiler ki, Üstadımızı uzak-yakın nerede görürlerse, koşarak yanına gelirler, mübarek elini öperler, duasını alırlardı.
Hem, Üstadımızın harika halatı ve şayan-ı hayret garaib-i ahvali başta Risale-i Nur olarak pekçoktur. Evet, biz îtiraf ediyoruz ki, Üstadımız bizim hatırat-ı kalbimizi bizden ziyade okur, çok defa haberimiz olmadığı bir meselede bizleri şiddetli telaşla ikaz ederler, bizi hayrette bırakırlar. Fakat, günler geçtikten sonra aynen Üstadımızın ikaz ettiği şeyle karşılaşır, aklımız başımıza gelirdi. Üstadımızla dağa gittiğimiz zaman, daha şehre dönme zamanı gelmeden, birden Üstadımız kalkarlar, bize de emrederlerdi. Hikmetini sormak istediğimizde, "Acele gidelim, Risale-i Nur hizmeti için bizi bekliyorlar." Hakîkaten, şehre avdetimizde, mutlaka mühim bir Risale-i Nur şakirdi bizi bekliyor bulur veya birkaç defa gelip gittiğini komşular haber verirlerdi.
Yine birgün, Mevlana Halid (k.s.) Hazretlerinin Küçük Aşık namında bir talebesinin neslinden mübarek bir hanım,
HAŞİYE
yanında çok senelerden beri muhafaza ettiği Mevlana Hazretlerinin cübbesini, Ramazan-ı Şerifte teberrüken Üstadımızın yanında kalsın diye Feyzi ile gönderir. Üstadımız hemen Emin kardeşimize yıkamak için emrederek, Cenab-ı Hakka şükretmeye başlar. Feyzi’nin hatırına, "Bu hanım, benim ile yirmi gün için gönderdi. Üstadım neden sahip çıkıyor?" diye hayretler içinde kalır. Sonra o hanımı görür, o hanım Feyzi’ye der ki: "Üstad hediyeleri kabul etmediğinden, bu sûretle belki kabul eder diye öyle söylemiştim. Fakat emanet onundur, canımız dahi feda olsun" der, o kardeşimizi hayretten kurtarır.
Evet, "Mübarek Üstadımızın o cübbeyi kabulü, Mevlana Halid’den sonra vazife-i teceddüd-ü dînin kendilerine intikaline bir alamet telakkî etmesindendir," derler. Hem dé öyle olmak lazım. Çünkü, hadîs-i sahîhte,
buyurulmuş. Mevlana Hazretlerinin veladeti bin yüz doksan üç, Üstadımı Hazretlerinin ise bin iki yüz doksan üçtür. Bu hadîsin tam izahı Risale-i Gavsiye’de vardır.
Üstadımız arasıra bizlere, husûsan Feyzi’ye latîfe tarzında buyururlardı ki:
"Cezanız var, tokat yiyeceksiniz, hapse gireceksiniz..." diye Denizli hapsimizi bize remzen haber verip, hem bizi ikaz, hem kable’i-vukù bir mühim hadiseyi keşfen beyan ediyorlardı. Hakîkaten çok geçmedi, Üstadımızın dediği çıktı.
HAŞİYE
O hanım Asiye’dir.
Muhakkak Allah, bu ümmet için her yüz sene başında dînini yenileyen bir müceddid gönderir. (Ebu Davud Melahım:1.)