Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

Ayetü’l- Kübra Hakkında Birkaç Söz
Bediüzzaman Hazretleri Kastamonu’da iken, "Ayetü’l-Kübra" namıyla, Cenab-ı Hakkın varlığını, birliğini, kainattaki mevcudatın lisanlarıyla ispat eden muazzam bir risale yazmıştır.
Bu risale için Üstadımız, "Şimdiki dehşetli tahribata karşı bir hakîkat-i Kur’aniye ve bir sedd-i azamdır" demiştir.
Kalbe geldiği gibi acele olarak yazdırılmış, birinci müsvedde ile iktifa edilmiştir. Üstad, "Yazdığım vakit irade ve ihtiyarım ile olmadığını hissettiğimden, kendi fikrimle tanzim veya ıslah etmeyi muvafık görmedim" buyurmuştur.
Bu risale, ilk defa gizli olarak tab’ edilmesinden dolayı, Üstad ve talebelerinin hapsine sebep olmuşsa da, bilahere Denizli ve Ankara Ağır Ceza Mahkemeleri, iki senelik tetkîkatlarından sonra beraetlerine ve risalenin iadesine ittifakla karar vermişlerdir.
İmam-ı Ali (r.a.) gaybaşina nazarıyla bu risaleyi görmüş, "Kasîde-i Celcelutiye"sinde bu risalenin ehemmiyetine ve makbuliyetine işaret edip, fıkrasıyla onu şefaatçi yaparak dua etmiştir.
Bu "Ayetü’l-Kübra"nın tetkîki neticesinde Üstad ve talebelerinin beraetle hapisten kumılmaları, İmam-ı Ali’nin (r.a.) bu duasının kabulünü ispat etmiştir.
Bu asırdaki dalalet cereyanları, Müslümanların îmanlarında şiddetli bir tahribat yapmak teşebbüsüne karşı, bu hakîkat-i Kur’aniyenin, bir sedd-i azam olarak makam münasebetiyle buraya derc edilmesi muvafık görüldü.

Ayetü’i-Kübra hürmetine bizi musibetten koru.