Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

delâlet; ve intizâmâtıyla ve faideleriyle ve hikmetleriyle ve mîzan ve mevzûniyetleriyle, Senin herşeye muhît ilmine ve herşeye şâmil hikmetine işaret ederler.

Ve Senin, bu misâfırhâne-i dünyada, yolcular için, böyle rahmet havuzlan bulunması ve insanın seyr ü seyahatine ve gemisine ve istifâdesine musahhar olması işaret eder ki, yolda yapılmış bir handa, bir gece misâfrlerine bu kadar deniz hediyeleriyle ikram eden Zât, elbette makarr-ı saltanât-ı ebediyesinde öyle ebedî rahmet denizleri bulundurınuş ki, bunlar onların fânî ve küçük nümûneleridirler.
Işte, denizlerin böyle gàyet hârika bir tarzda arzın etrâfında vaziyet-i acîbesiyle bulunması ve denizlerin mahlûkàtı dahi gàyet muntazam idâre ve terbiye edilmesi bilbedâhe gösterir ki, yalnız Senin kuvvetin ve kudretin ile ve Senin irâde ve tedbîrin ile, Senin mülkünde, Senin emrine musahhardırlar, Ve lisân-ı halleriyle Hàlıkını takdîs edip Allahü Ekber derler.

Ey dağları zemin sefînesine hazîneli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl!
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki: Nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar; öyle de, dağlar dahi, zelzele tesirâtından zeminin sükGnetine ve içindeki dahilî inkılâbât fırtınalanndan sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına; ve havanın gàzât-ı muzırradan tasfiyesine; ve suyun muhâfaza ve iddiharlanna; ve zîhayatlara lâzım olan mâdenlerin hazînedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttınyorlar.
Evet, dağlardaki taşların envâından ve muhtelif hastalıklara ilâç olan maddelerin aksâmından ve zîhayata, husßsan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olan mâdeniyâtın ecnâsından ve dağları, sahrâlan çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebâtâtın esnâfından hiçbirisi yoktur ki, tesâdüfe havâlesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizâmıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, husûsan mâdeniyâtın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi, sßreten birbirine benzemekle beraber, tatlannın şiddet-i muhâlefetiyle ve bilhassa nebâtâtın basit bir topraktan, çeşit çeşit envâlanyla, ayn ayn çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz kadîr, nihayetsiz hakîm, nihayetsiz rahîm ve kerîm bir Sânün vücßb-u vücuduna bedâhetle şehâdet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki