Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

İslamiyetin hakîkatinde mevcud maddî-manevî en yüksek terakkî ve medeniyet umdeleri yerine, dinsiz felsefenin bataklığındaki nursuz prensipler, edepsiz edip ve feylesofların fikir ve ideolojileri gizli komünistler, farmasonlar, dinsizler tarafından telkin ediliyor ve çok geniş bir çapta tedrîs ve talime çalışılıyordu. Bilhassa İngiliz, Fransız gibi İslam düşmanlarının İslam alemini maddeten ve manen yıpratmak, sömürmek emellerinin başında, kahraman Türk milletinin dînî bağlardan uzaklaştırılması, örf, adet, an’ane ve ahlak bakımından tamamen İslamiyete zıt bir duruma getirilmek planları vardı ve bu planlar maalesef tatbik sahasına konmuştu.
İşte, Bediüzzaman Said Nursî’nin, Risale-i Nur’la Anadolu’daki hizmet-i îmaniye ve Kur’aniyesine cansiperane çalışan bir fedai-yi İslam olarak başladığı seneler ki; zemin yüzünün görmediği pek dehşetli bir dinsizlik devrinin başlangıcı ve teessüs zamanı idi. Bunun için, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’la hizmetine nazar edildiği vakit, böyle dehşetli bir zamanı göz önünde bulundurmak îcap eder. Zîra, tarihte emsali görülmemiş bu kadar ağır şerait tahtında yapılan zerre kadar hizmet, dağ gibi bir kıymet kazanabilir; ufacık bir hizmet, büyük bir değeri ve neticeyi haiz olabilir. İşte, Risale-i Nur, böyle dehşetli ve ehemmiyetli bir zamanın mahsulü ve neticesidir.
Risale-i Nur’un müellifi, yirmi beş senelik din yıkıcılığının hükmettiği dehşetli bir devrin cihad-ı dîniye meydanının en büyük kahramanı ve ta Kıyamete kadar ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) Darü’s-Selama davet eden ve beşeriyete yol gösteren rehber-i ekmelidir. Ve hem, Risale-i Nur, Kur’an’ın elmas bir kılıncıdır ki, zaman ve zemin ve fiiliyat bunu katiyetle ispat etmiş ve gözlere göstermiştir.
İşte öyle elîm ve fecî ve dehşetli bir devri ihdas eden dinsizlerin icraatı olan pek ağır şartlar dahilinde Bediüzzaman’ın inayet-i Hak’la telife muvaffak olduğu Risale-i Nur eserleri, dinsizliğin istilasına karşı, yıkılması gayr-i kabil olan muazzam ve muhteşem bir set teşkil etmiştir. Risale-i Nur, maddiyyunluk, tabiiyyunluk gibi dîne muarız felsefenin muhal, batıl ve mümtenî olduğunu cerh edilmez bürhanlarla, aklî, mantıkî delillerle ispat ederek, en dinsiz feylesofları dahi ilzam etmiştir. Küfr-ü mutlakı mağlûbiyete düçar etmiş; dinsizliğin istilasını durdurmuştur.
Evet, Bediüzzaman’a yapılan o tarihî zulüm ve işkence ve ihanetler altında feveran edip parlayan Risale-i Nur, bu zamanda ve istikbalde bir seyfü’i-İslamdır. Risale-i Nur, ruhların sevgilisi, kalblerin mahbûbu, aşıkların maşuku, canların cananı olmuş; îcabında bu canan için canlar feda edilmiştir. Risale-i Nur, beşerin sertacı; ve halaskarı mevki-i muallasında hizmet yapmış ve yapmaktadır. Risale-i Nur, Kur’an’ın son asırlarda beklenen bir mu’cize-i manevîsi olarak tulû etmiş ve başta müellifi Bediüzzaman Said Nursî olarak milyonlarla talebeleri ve kardeşleri, bu hakîkat-i Kur’aniye etrafında pervaneler gibi dönerek onun nûruyla nurlanmışlar, ondaki Kur’an ve îman hakîkatlerini massetmişler (emmişler), îmanlarını kuvvetlendirmişler ve bu hakîkat-i kübrayı bütün dünyaya îlan etmek ve ölünceye kadar onu okumak ve ona hizmet etmek gayesini azmetmişlerdir.