azamettedir. Eli kolu bağlı hükmünde olan Bediüzzaman Said Nursî, öyle dehşetli bir esarette, nefiy ve inzivada telif ve neşrettiği yüz otuz parça Risale-i Nur eserleriyle, belîğ bir hatip olarak, Anadolu mescidinde ve alem-i İslam camiinde konuşuyor, ehl-i İslama Kur’an’dan aldığı dersini tekrar ediyor; güya Bediüzzaman Said Nursî, on dördüncü asr-ı Muhammedînin ve yirminci asr-ı Mîladînin minaresinin tepesinde durup, muasırları olan ehl-i İslam ve insaniyete bağırıyor ve bu asrın arkasında dizilmiş ve müstakbel sıralarında saf tutmuş olan nesl-i atî
HAŞİYE
ile bir mürşid-i azam, bir müceddid-i ekber olarak konuşuyor.
HAŞİYE
Risale-i Nur’a herkesten ziyade iştiyak gösteren, masum gençler ve çocuklardır. Binler nümûnesinden bir nümûnesi şudur:
Bir zaman, Bolvadin kazasından geçerken, Üstadın geldiğini gören ilk ve orta mektep talebeleri, bilaistisna hepsi mektebin bahçesinden çıkarak arabanın etrafını alıp selam veriyorlardı ve lisan-ı halleriyle "Hoş geldiniz" diyerek tebriklerini ve minnettarlıklarını takdim ediyorlardı. Bunun hikmetini, bir müddet evvel, Emirdağ’ında, bindiği faytonun geçtiğini görüp ta uzaklardan dikenlere basarak, "Bediüzzaman dede, Bediüzzaman dede!" diye Emirdağ köylerinin yollarında koşuşan masum çocuklar münasebetiyle Üstadımızdan sormuştuk. O zaman, "Bu masumların akılları derk etmiyor, fakat ruhları bir hiss-i kable’i-vukù ile hissediyor ki, Risale-i Nur’la bunlar hem îmanlarını kurtaracak, hem vatanlarını, hem kendilerini, hem istikballerini dehşetli tehlikelerden muhafaza edecekleri için, bu hakîkati kalbleri hissetmiş ve benim Risale-i Nur’un tercümanı olmam hasebiyle, Risale-i Nur’a ait muhabbet, teşekkürat ve minnettarlığı bana gösteriyorlar" dedi ve onlara dua ettiğini söyledi.
Üstad Bediüzzaman, çocukları pek sever, böyle etrafında toplandıklarında, "Masum olduğunuz için dualarınız makbuldür, bana dua ediniz" diye onlara iltifat ederdi.
İşte, anneleri hep Nur Talebeleri olan Bolvadin masumlarının samîmi alakalarının sebebi bu idi.