Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

vazifelere münhasır değildir. Evet, yolculara seyahat için vesîka vermek bir vazife olduğu gibi, ebed tarafına giden yolculara da hem vesîka, hem o zulümatlı yolda nur vermek öyle bir vazifedir ki, hiçbir vazife o vazife kadar ehemmiyetli değildir. Böyle bir vazifenin inkarı, ölümün inkarıyla ve hergün el-mevtü hakkun davasını, cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuz bin şahidin şehadetini tekzib ve inkar etmekle olur.
Madem manevî hacat-ı zarûriyeye istinad eden manevî vazifeler var. Ve o vazifelerin en mühimmi, ebed yolunda seyahat için pasaport varakası ve berzah zulümatında kalbin cep feneri ve saadet-i ebediyenin anahtarı olan îmandır ve îmanın ders ve takviyesidir. Elbette, o vazifeyi gören ehl-i marifet, herhalde, küfran-ı nîmet sûretinde, kendine edilen nîmet-i İlahiyeyi ve fazîlet-i îmaniyeyi hiçe sayıp, sefihler ve fasıkların makamına sukùt etmeyecektir. Kendini, aşağıların bid’alarıyla, sefahetleriyle bulaştırmayacaktır! İşte, beğenmediğiniz ve müsavatsızlık zannettiğiniz inziva bunun içindir.
İşte bu hakîkatle beraber, beni işkence ile taciz eden sizin gibi enaniyette ve bu kanun-u müsavatı kırmakta firavunluk derecesinde ileri giden mütekebbirlere karşı demiyorum. Çünkü mütekebbirlere karşı tevazu, tezellül zannedildiğinden, tevazu etmemek gerektir. Belki ehl-i insaf ve mütevazi ve adil kısmına derim ki:
Ben, felillahilhamd, kendi kusurumu, aczimi biliyorum. Değil Müslümanlar üstünde mütekebbirane bir makam-ı ihtiram istemek, belki her vakit nihayetsiz kusurlarımı, hiçliğimi görüp, istiğfar ile tesellî bulup, halklardan ihtiram değil, dua istiyorum. Hem zannederim, benim bu mesleğimi, benim bütün arkadaşlarım biliyorlar. Yalnız bu kadar var ki, Kur’an-ı Hakîmin hizmeti esnasında ve hakaik-ı îmaniyenin dersi vaktinde, o hakaik hesabına ve Kur’an şerefine, o makamın iktiza ettiği izzet ve vakar-ı ilmiyeyi ders vaktinde muhafaza edip, başımı ehl-i dalalete eğmemek için, o izzetli vaziyeti muvakkaten takınıyorum. Zannederim, ehl-i dünyanın kanunlarının haddi yoktur ki, bu noktalara karşı çıkabilsin!
Cay-ı Hayret Bir Tarz-ı Muamele: Malûmdur ki, heryerde ehl-i maarif, marifet ve ilim noktasında muhakeme eder. Nerede ve kimde marifet ve ilmi görse, meslek îtibariyle ona karşı bir dostluk ve bir hürmet besler. Hatta düşman bir hükûmetin bir profesörü bu memlekete gelse, ehl-i maarif, onun ilim ve marifetine hürmeten onu ziyaret ederler ve ona hürmet ederler.
Halbuki İngilizin en yüksek meclis-i ilmiyesinin, Meşihat-ı İslamiyeden sorduğu altı sualin cevabını altı yüz kelime ile Meşihat-ı İslamiyeden istedikleri zaman,