Ezcümle, bu yazın arkadaşlarım güzel bir ata beni bindirdiler. Bir seyrangaha gittim. Şuursuz olarak, nefsimde hodfüruşane bir keyif arzusu uyanmakla, ehl-i dünya öyle şiddetli o arzumun karşısına çıktılar ki, yalnız o gizli arzuyu değil, belki çok iştihalarımı kestiler. Hatta, ezcümle, bu defa Ramazan’dan sonra, eski zamanda gayet büyük, kudsî bir imamın bize karşı gaybî kerametiyle iltifatından sonra kardeşlerimin takva ve ihlasları ve ziyaretçilerin hürmet ve hüsnüzanları içinde -ben bilmeyerek-nefsim müftehirane, güya müteşekkirane perdesi altında riyakarane bir enaniyet vaziyetini almak istedi. Birden bu ehl-i dünyanın hadsiz hassasiyetle ve hatta riyakarlığın zerrelerini de hissedebilir bir tarzda, birden bana iliştiler. Ben Cenab-ı Hakka şükrediyorum ki, bunların zulmü bana bir vasıta-i ihlas oldu.
De ki: "Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım." · "Onların yanımda bulunmalarından da, ya Rabbi, Sana sığınırım." (Mü’minûn Sûresi: 97-98.)
Ey koruyan, ey muhafaza eden ey muhafaza edenlerin en hayırlısı olan Allahım! Beni ve arkadaşlarımı, nefis ve şeytanın şerrinden, ehl-i dalalet ve tuğyanın şerrinden muhafaza eyle. Amin, amin, amin.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.(Bakara Sûresi: 32.)