Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

îman, elbette emniyeti bozmaz, temin eder. Îmansızlıktır ki, seciyesizliği ile emniyeti ihlal eder.
Hem, bunu biliniz ki:
Yirmi-otuz sene evvel bir gazete gördüm ki, İngilizlerin bir müstemlekat nazırı demiş:
"Bu Kur’an Müslümanların elinde varken, biz onlara hakîki hakim olamayız... Bunun kaldırılmasına ve çürütülmesine çalışmalıyız."
İşte, bu kafir muannidin bu sözü, otuz senedir nazarımı Avrupa feylesoflarına çevirmiş olduğundan, nefsimden sonra onlar ile uğraşıyorum. Dahiliyeye pek bakamıyorum; ve dahildeki kusuru, "Avrupa’nın hatası, ifsadıdır" derim. Avrupa feylesoflarına hiddet ediyorum, onları vuruyorum. Felillahilhamd, Risale-i Nur, o muannid kafirin hülyasını kırdığı gibi; maddiyyun, tabiiyyun feylesoflarını tam susturur bir vaziyete girmiştir. Dünyada, hangi şekilde olursa olsun, hiçbir hükûmet yoktur ki, kendi memleketinin böyle mübarek mahsulünü ve sarsılmaz bir maden-i kuvve-i maneviyesini yasak etsin ve naşirini mahkûm eylesin! Avrupa’da rahiplerin serbestiyeti gösteriyor ki; hiçbir kanun, tarik-i dünya olanlara ve ahirete ve îmana kendi kendine çalışanlara ilişmez.
Elhasıl: On sene kadar sebepsiz bir nefye mahkûm; ihtilattan, muhabereden memnû, gurbetzede bir ihtiyar adamın saadet-i ebediyenin anahtarı olan îmanına dair hatırat-ı ilmiyesini yazmasını dünyada hiçbir kanun ona yasak diyemez ve demez kanaatindeyim. Ve şimdiye kadar hiçbir alim tarafından tenkit edilmemesi, elbette o hatırat ayn-ı hak ve mahz-ı hakîkat olduğunu ispat eder.
Benim ittihamım ve tevkifime sebep gösterilen
· Dördüncü Madde: Devletçe yasak edilen tarikat dersini vermekle ihbar edilmiş olmaklığımdır.
Elcevap: Evvela, elinizdeki bütün kitaplarım şahittirler ki; ben hakaik-ı îmaniye ile meşgulüm. Hem müteaddit risalelerde yazmışım ki: "Tarîkat zamanı değil, belki îmanı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsiz Cennete giden pekçok, fakat îmansız Cennete girecek yok. Onun için, îmana çalışmak zamanıdır" diye beyan etmişim.
Saniyen: On senedir Isparta vilayetinde bulunuyorum. Biri çıksın, bana, "Tarîkat dersi vermiş" desin. Evet, bazı has ahiret kardeşlerime ulûm-u îmaniye ve hakaik-ı aliye dersini, hocalık îtibariyle vermişim. Bu, tarîkat talimi değil, belki hakîkat tedrisidir. Yalnız bu kadar var: Ben Şafiîyim, namazdan sonraki tesbihatım Hanefì tesbihatından biraz farklıdır. Hem, akşam namazından yatsı namazına kadar ve fecirden evvel, hiç kimseyi kabul etmemek şartıyla, kendi kendime günahlarımdan istiğfar ve ayetler okumak gibi şeylerle meşguliyetim var. Zannederim, dünyada hiçbir kanun bu hale yasak diyemez.
Bu mesele-i tarikat münasebetiyle hükûmet ve mahkeme memurları tarafından benden soruluyor: