Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

Mahkemenin reis ve aralarından ehemmiyetli bir hakkımı talep ederim. Şöyle ki:
Bu meselede yalnız şahsım medar-ı bahis değil ki, siz beni tebrie etmekle ve hakîkat-i hale muttalî olmanızla mesele hallolsun. Çünkü, ehl-i ilim ve ehl-i takvanın şahs-ı manevîsi, bu meselede nazar-ı millette itham altına girdiği ve hükûmete dahi ehl-i takva ve ilme karşı bir emniyetsizlik geldiği ve ehl-i takva ve ilim, tehlikeli ve zararlı teşebbüslerden nasıl sakınacağını bilmesi lazım olduğu için, benim müdafaatımın kendim kaleme aldığı bu son kısmını, herhalde yeni huruf ile, matbaa vasıtasıyla intişarını isterim. Ta ki ehl-i takva ve ehl-i ilim, entrikalara kapılmayıp, zararlı, tehlikeli teşebbüslere yanaşmasınlar; ve hükûmetin şahs-ı manevîsi nazar-ı millette ithamdan kurtulsun; ve hükûmet dahi, ehl-i ilim hakkında emniyet etsin ve bu anlaşılmamazlık ortadan kalksın. Ve hükûmete ve millete ve vatana çok zararlı düşen bu gibi hadiseler ve anlaşmamazlık daha tekerrür etmesin.
Elhak, bundan dokuz sene evvel Onuncu Söz, sekiz yüz nüsha yayılmasıyla, ehl-i dalaletin kalblerindeki inkar-ı haşri kalblerinde sıkıştırıp lisanına getirmeye meydan vermedi, ağızlarını tıkadı ve harika bürhanlarını gözlerine soktu. Evet, Onuncu söz, haşir gibi bir rükn-ü azîm îmanın etrafında çelikten zırh oldu, ehl-i dalaleti susturdu. Elbette hükûmet-i cuınhuriye bundan memnun oldu ki, mebusanın ve valilerin ve büyük memurların ellerinde kemal-i serbestiyet ile Onuncu Sözün nüshaları gezdi.
Dört aydan beri, bu hayat-memat meselesinde, hiçbir yerden benim acınacak halim bir mektupla dahi sordurulmadığı ve benim hakkımda halkı tenfìr edecek bir sûrette teşhir etmekle nefret-i ammeyi aleyhime celb edip, bütün bütün teshîlat ve muavenetten mahrum kalmış, garip ve kimsesiz halimi tasvir eden, îtiraznamemde izah ettiğim bir hikaye:
Bir zaman, bir padişahın müptela olduğu bir hastalığın ilacı, bir çocuğun kanı imiş. O çocuğun pederi, çocuğu, hakimin fetvasıyla bir para mukabilinde padişaha vermiş. Çocuk, mecliste ağlamak ve şekva yerine gülmüş.
Sormuşlar:
"Neden istimdat etmiyorsun, şikayet etmiyorsun, gülüyorsun?" Demiş ki:
"İnsan, musîbete giriftar olduğu vakit, evvel pederine, sonra hakime, sonra padişaha şekva eder. Benim pederim, beni kesilmek için satıyor, işte hakim de ölmekliğime karar veriyor, işte padişah benim kanımı istiyor. Bu antika ve pek garip ve şekli çok çirkin ve hiç görülmemiş bu hale karşı ancak gülmek ile mukabele edilir."