Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

Masum kardeşlerimin mazlumiyetinden gelen feryadlarının işitilmediği ve benim de onlarla konuşturulmadığım bir zamanda, onların me’yusiyetlerine bir tesellî vermek için yazdığım bir fıkradır.

(Bu makam münasebetiyle ilave edilmiştir.)

Hafîz-i Zülcelalin hıfz ve himayetine bakınız ki; meselemiz münasebetiyle Risale-i Nur’un risaleleri adedine muvafık olarak, yüz yirmi küsûr adamın mahrem evrakları ile istintakta oldukları halde ve ecnebîlerin entrikalarıyla ve muhalif komitecilerin dolaplarıyla mevcud ve münteşir müteaddit cemiyetlerin hiçbirisiyle, Risale-i Nur’un hiçbir şakirdinin münasebettarlığını gösterecek hiçbir madde bulunmaması, gayet zahir ve parlak bir himaye-i Rabbaniyedir. Muhafaza-i İlahiyeye ve İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Azam (k.s.), Risale-i Nur’a ait keramet-i gaybiyelerini cidden teyid eden bir inayet-i Rahmaniyedir. Kırk ikilik bir top güllesini, kırk iki masum ve mazlum kardeşlerimizin dergah-ı İlahiyeye açılan elleriyle doldurup, geri çevirip, atanların başlarında manen patlattırdı. Bizlere, yalnız ehemmiyetsiz, sevaplı, hafıf birkaç yara bereden başka olmadı. Böyle bir seneden beri doldurulan bir toptan, böyle pek az zarar ile kurtulmak harikadır. Böyle pek büyük bir nîmete karşı, şükür ve sürur ve sevinç ile mukabele etmek gerektir. Bundan sonraki hayatımız bize ait olamaz; çünkü müfsidlerin planlarına göre, yüzde yüz mahv idi. Demek bundan sonraki hayatı kendimize değil, belki hak ve hakîkate vakfetmeliyiz. Şekva değil, şükrettirecek rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmalıyız.

Garip ve bana pekçok ağır gelen vé üç günde bir bardak ayran ve bir bardak sütten başka birşey yedirmeyen grip hastalığının üçüncü gününde, füc’eten hatırıma ihtar edildi. Ben de o hatırayı teberrük için, mahkemedeki müdafaamın bir mukaddemesi olarak yazdım. Şiddet ve kusur varsa, hastalığıma aittir. Evet, yüz adamın müdafaa edeceği bir hakîkati yalnız başıma müdafaaya mecbur olduğumdan, taab-ı dimağî ve perişaniyete ve daha çok müz’îc ahval içinde hakîkati doğru olarak, olduğu gibi, bu kadar beyan edebildim.