Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

kudsiyelerini Avrupa feylesoflarının itiraz ve tecavüzatına karşı otuz seneden beri yazdığım müdafaat-ı ilmiyemi "Hükûmetin inkılabına, prensibine ve rejimine muhalif kastı var" diye beni itham etmek, öyle bir zahir garaz ve öyle bir esassız vehimdir ki; buradaki mahkeme-i adileye taallûk etmeseydi, müdafaa ve cevap vermeyi layık görmezdim.
Hem acaba, eskiden beri bu vatan ve millete zarar niyetiyle, Avrupa’nın dinsiz komiteleri hesabına ve Rum, Ermeniler cemiyeti vasıtasıyla dinsizlik ve ihtilaf ve fesad tohumlarını saçan mülhidlere karşı müdafaat-ı ilmiyem, hangi sûretle hükûmet aleyhine alınıyor. Ve hangi sebeple hükûmete bir taarruz manası veriliyor? Hangi insafla böyle dinsizliği hükûmete mal edip ittiham ediliyor? Hükûmet-i cumhuriyetin kuvvetli esasları böyle dinsizlerin aleyhinde olduğu halde; dinsizliği, hükûmetin bazı prensiplerine mal edip, benim, vatan ve millet ve hükûmet hesabına öyle müfsidlere karşı yirmi seneden beri galibane müdafaat-ı ilmiyeme "Dîni siyasete alet ve hükûmet aleyhine teşvik" manasını vermek, hangi insaf kabul eder ve hangi vicdan razı olur?
Evet, değil bu mahkemeye, belki bütün dünyaya îlan ediyorum: Ben, hakaik-ı kudsiye-i îmaniyeyi, Avrupa feylesof larına ve bilhassa dinsiz feylesoflara ve bilhassa siyaseti dinsizliğe alet edenlere ve asayişi manen ihlal edenlere karşı müdafaa etmişim ve ediyorum.
Ben, hükûmet-i cumhuriyeyi, ilcaat-ı zamana göre bir kısım kanun-u medenîyi kabul etmiş ve vatan ve millete zarar veren dinsizlik cereyanlarına meydan vermeyen bir hükûmet-i İslamiye biliyorum. Kararname namındaki ithamnamede, vazifesini yapan müstantiklere değil, belki müstantiklerin istinad ettiği mülhid zalimlerin evham ve entrikalarına karşı derim:
Siz beni, "dîni siyasete alet etmek" ile itham ediyorsunuz. Ve o itham, zahir bir iftira olduğu ve esassız, çürük bulunduğunu yüz delil-i katî ile ispat etmekle beraber; bu ağır iftiranıza mukabil, ben de sizi, "Siyaseti dinsizliğe alet etmek istiyorsunuz" diye itham ediyorum!
Bir zaman, cerbezeli bir padişah, adalet niyetiyle çok zulüm ediyormuş, bir muhakkik alim ona demiş: "Ey hakim! Sen, raiyetine adalet namıyla zulüm ediyorsun. Çünkü tenkitkarane cerbezeli nazarın, zamanen müteferrik kusuratı, birden toplar, bir zamanda tasavvur edip, sahibini şiddetli bir cezaya çarpıyorsun. Hem, bir kavmin müteferrik efradından vücuda gelen kusuratı, o tenkitkar cerbezeli nazarında topluyorsun. Sonra o perde ile, o taifenin herbir ferdine karşı bir nefret, bir hiddet size gelir; haksız olarak onlara vurursun. Evet, senin bir sene zarfında attığın tükürük, bir günde senden çıkmış bulunsa, içinde boğulacaksın; müteferrik zamanda istimal ettiğin sulfato gibi acı ilaçları, bir günde birkaç kişi istimal etse, hepsani de öldürebilir. İşte aynı bunun gibi, mehasinin ortalarında bulunmasıyla, ara sıra kusuratı setretmek lazım gelirken; sen, raîyetine karşı kusuratı izale eden