kebairde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat, îmansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok; elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azap içinde azaptır.
İşte böyle hadsiz bir hayat-ı ebediyeye çalışmayı ve îman gibi kudsî bir nûra hizmeti bırakmak, ihtiyarlık zamanında lüzûmsuz, tehlikeli siyaset oyuncaklarına atılmak, benim gibi alakasız ve yalnız ve eski günahlarına keffaret aramaya mecbur bir adamda ne kadar hilaf-ı akıldır, ne kadar hilaf-ı hikmettir, ne derece bir dîvaneliktir, dîvaneler de anlayabilirler.
Amma "Kur’an ve îmanın hizmeti ne için beni menediyor?" dersen; ben de derim ki: Hakaik-ı îmaniye ve Kur’aniye birer elmas hükmünde olduğu halde, siyaset ile alûde olsa idim, elimdeki o elmaslar iğfal olunabilen avam tarafından, "Acaba taraftar kazanmak için bir propaganda-i siyaset değil mi?" diye düşünürler, o elmaslara adi şişeler nazarıyla bakabilirler.
O halde, ben o siyasete temas etmekle, o elmaslara zulmederim ve kıymetlerini tenzîl etmek hükmüne geçer. İşte ey ehl-i dünya! Neden benim ile uğraşıyorsunuz? Beni kendi halimde bırakmıyorsunuz?
Eğer derseniz: Şeyhler bazan işimize karışıyorlar; sana da bazan şeyh derler. Ben de derim: Hey efendiler! Ben şeyh değilim, ben hocayım. Buna delil; dört senedir buradayım, birtek adama tarîkat verseydim, şüpheye hakkınız olurdu. Belki yanıma gelen herkese demişim: Îman lazım, İslamiyet lazım; tarîkat zamanı değil.
Eğer derseniz: Sana Said-i Kürdî derler. Belki sende unsuriyetperverlik fikri var; o işimize gelmiyor.
Ben de derim: Hey efendiler! Eski Said ve Yeni Said’in yazdıkları meydanda.Şahit gösteriyorum ki, ben
ferman-ı katîsiyle, eski zamandan beri menfî milliyet ve unsuriyetperverliğe, Avrupa’nın bir nevî firenk illeti olduğundan, bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa, o firenk illetini İslam içine atmış; ta tefrika versin, parçalasın, yutmasına hazır olsun diye düşünür. O firenk illetine karşı eskiden beri tedaviye çalıştığımı, talebelerim ve bana temas edenler biliyorlar. Madem böyledir; hey efendiler! Herbir hadiseyi bahane tutup, bana sıkıntı vermeye sebep nedir acaba? Şarkta bir nefer hata etse, garbda bir nefere askerlik münasebetiyle zahmet ve ceza vermek veya İstanbul’ da bir esnafın cinayetiyle Bağdat’ta bir dükkancıyı esnaflık münasebetiyle mahkûm etmek nevinden, her hadise-i dünyeviyede bana sıkıntı vermek hangi usûl iledir? Hangi vicdan hükmeder? Hangi maslahat iktiza eder?
İslam, Cahiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır. [Mana îtibariyle hadîs olup, bu hususta birçok hadis vardır. Mesela, "İslam dîni kendinden önceki batıl davranış ve adetleri kökünden söküp atar." (Keşfü’l -Hafa,1:127)]