Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

yağdırıyor. Eğer îman gelse, kalbe girse, birden o hadsiz dostlar diriliyorlar, "Biz ölmemişiz, mahvolmamışız" lisân-ı halleriyle diyerek, o Cehennemî hâlet Cennet lezzetine çevrilir. Mâdem hakîkat budur. Size ihtar ediyorum! "Kur’ân’a dayanan Risâle-i Nur ile mübâreze etmeyiniz. O mağlûp olmaz, bu memlekete yazık olur. HAŞIYE O başka yere gider yine tenvir eder. Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, hergün biri kesilse, hakîkat-i Kur’âniyeye fedâ olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem! Ve bu hizmet-i îmâniye ve Nuriyeden vazgeçmem ve geçemem. "
Elhâsıl: Hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi dehşetli bir zehire çeviren ve lezzetini imhâ eden küfr-ü mutlakı, otuz seneden beri köküyle kesen ve tabiiyyunun dehşetli bir fıkr-i küfrîlerini öldürmeye muvaffak olan ve bu milletin iki hayatının saadet düsturlarını hârika hüccetleriyle parlak bir sûrette ispat eden ve Kur’ân’ın hakîkat-i arşiyesine dayanan Risâle-i Nur, böyle küçük bir risâlenin bir iki maddesiyle değil, belki bin kusuru dahi olsa, onun binler büyük haseneleri onları affettirir, diye dâvâ ediyoruz ve ispatına da hazırız...
Mâdem cumhuriyet prensipleri hürriyet-i vicdan kanunuyla dinsizlere ilişmiyor; elbette, mümkün olduğu kadar dünyaya karışmayan ve ehl-i dünya ile mübâreze etmeyen ve âhiretine ve îmânına ve vatanına dahi nâfi’ bir tarzda çalışan dindarlara ilişmemek gerektir ve elzemdir. Bin seneden beri bu milletin gıdâ ve ilâç gibi bir hâcet-i zarûriyesi olan takvâyı ve salâhâtı, bu mazhâr-ı enbiyâ olan Asya’da hükmeden ehl-i siyaset yasak etmez ve edemez biliyoruz. Yirmi seneden beri münzevî yaşayan ve yirmi sene evvelki Said’in kafasıyla sorduğu bu suâllerde, bu zamanın tarz-ı telâkkîsine uygun gelmeyen kusurlarına bakmamak insâniyetin muktezâsıdır. Vatan ve millet ve âsâyişin menfaati hesâbına bunu da hatırlatmak bir vazife-i vataniyem olması cihetiyle derim:
Böyle, bize ve Risâle-i Nur’a az bir münâsebetle taht-ı tevkife alınmak, gücendirmek yüzünden, vatana ve âsâyişe dindârâne menfaati bulunan pekçok zâtları idare aleyhine çevirebilir, anarşîliğe meydan verir.
Evet, Risâle-i Nur ile îmanlarını kurtaran ve millete zararsız ve tam menfaattar vaziyete girenler, yüz binden çok ziyâdedir. Hükûmet-i cumhuriyenin belki her büyük dairesinde ve milletin her tabakasında fâideli müstakimâne bir sûrette bulunuyorlar. Bunları gücendirmek değil, belki himâye etmek elzemdir. "Şekvâmızı dinlemeyen ve bizi söyletmeyen ve bahanelerle sıkıştıran bir kısım resmî adamlar vatan aleyhinde anarşîliğe meydan açıyorlar" diye kuvvetli bir vehim, hatırımıza geliyor.
Hem, maslahat-ı hükûmet nâmına derim: Mâdem "Beşinci Şuâ"ı hem Denizli, hem Ankara mahkemeleri tetkik edip ilişmemişler, bize verdiler; elbette onu yeniden resmiyete koyup dedikodulara meydan açmamak, idarece zarûridir. Biz o

HAŞİYE
Dört defa mübâreze zamanında gelen dehşetli zelzeleler, "Yazık olur!" hükmünü ispat ettiler.