Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

AFYON HÜKÜMET VE ZABITASINA VE MAHKEMESINE
BIRKAÇ NOKTA MARUZATIM VAR

Birincisi: Ekser enbiyânın Şarkta ve Asya’da zuhurları ve ağleb-i hükemânın Garbda ve Avrupa’da gelmeleri kader-i Ezelînin bir işaretidir ki, Asya’da din hâkimdir, felsefe ikinci derecededir. Bu remz-i kadere binâen, Asya’da hüküm süren, dicıdar olmazsa da, din lehine çalışanlara ilişmemeli, belki teşvik etmelidir.
Ikincisi: Kur’ân-ı Hakîm, bu zemin kafasının aklı ve kuvve-i müfekkiresidir. El-iyazübillâh, eğer Kur’ân küre-i arzın başından çıksa, arz dîvâne olacak; akıldan boş kalan kafasını bir seyyâreye çarpması, bir kıyâmet kopmasına sebep olması akıldan uzak değildir.
Evet, Kur’ân Arşı, ferş ile bağlamış bir zincir, bir hablullahtır. Câzibe-i umûmiyeden ziyâde zemini muhâfaza ediyor. Işte, bu Kur’ân-ı Azîmüşşânın hakîki ve kuvvetli bir tefsiri olan Risâle-i Nur, bu asırda, bu vatanda, bu millete yirmi seneden beri tesirini göstermiş büyük bir nîmet-i Ilâhiye ve sönmez bir mu’cize-i Kur’âniyedir. Hükûmet, ona ilişmek ve talebelerini ondan ürkütüp vazgeçirmek değil, belki onu himâye etmek ve okunmasını teşvik etmek gerektir.
Üçüncüsü: Ehl-i îmandan bütün gelenler, mâziye gidenlere mağfiret duâlarıyla ve hasenâtlarını onların ruhlarına bağışlamalarıyla yardımlarına binâen Denizli Mahkemesinde demiştim: "Mahkeme-i kübrâda milyarlar ehl-i îman olan dâvâcılar tarafından, Kur’ân hakîkatlerine hizmet eden Nur Talebelerini mahkûm ve perişan etmek isteyenlerden ve sizlerden sorulsa ki, `Serbestiyet kanunuyla dinsizlerin, komünistlerin neşriyatlarına ve anarşîliği yetiştiren cemiyetlerine müsâmahakârâne bakıp ilişmediğiniz halde, vatanı ve milleti anarşistlikten ve dinsizlik ve ahlâksızlıktan ve vatandaşlarını ölümün îdâm-ı ebedîsinden kurtarmaya çalışan Risâle-i Nur talebelerini hapisler ve tazyiklerle perişan etmek istediniz’ diye sizlerden sorulsa, ne cevap vereceksiniz? Biz de sizlerden soruyoruz." Onlara demiştim. O zaman, o insaflı, adâletli zâtlar bizi berâet ettirdiler; adliyenin adâletini gösterdiler.
Dördüncüsü: Ben bekliyordum ki; ya Ankara, ya Afyon, beni sorguda pek büyük meseleler için, Nurların o meselelere hizmeti cihetinde bir meşveret dairesine alıp, bir suâl-cevap beklerdim.
Evet, üç yüz elli milyon Müslümanların eski kardeşliğini ve muhabbetini ve hüsn-ü zannını ve mânevî yardımlarını bu memleketteki millete kazandıracak çareleri bulmak ki; en kuvvetli çare ve vesîle Risâle-i Nur olduğuna delil şudur: Bu sene Mekke-i Mükerremede, gayet büyük bir âlim, hem Hind lisânına, hem Arap lisânına Nurun büyük mecmualarını tercüme edip, Hindistan’a ve Arabistan’a