Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

verdiğim ve fiilen de öylece hareket ettiğim halde, mahkeme-i âlînizden güyâ en büyük bir siyâsî mesele gibi, bana karşı bâzı kardeşlerimin Nurdan istifâdelerine mânevî bir şükran olarak, ben kabul etmediğim halde, pederinden çok fazla hürmet etmesini medâr-ı suâl ve cevap yaptınız, bir kısmını inkâra sevk ettiniz ve bizi hayretle dinlettirdiniz. Acaba, kendi râzı olmadığı ve kendini lâyık bulmadığı halde, başkaların onu methetmeleriyle o bîçareye bir suç tevehhüm edilebilir mi?
Hâmisen : Katiyen size beyân ediyorum ki; hiçbir cemiyetçilik ve cemiyetler ile ve siyasî cereyanlarla hiçbir alâkası olmayan Nur Talebelerini cemiyetçilik ve siyasetçilikle itham etmek, doğrudan doğruya, kırk seneden beri Islâmiyet ve îman aleyhinde çalışan gizli bir zındıka komitesi ve bu vatanda anarşîliği yetiştiren bir nevî Bolşevizm nâmına bilerek veya bilmeyerek bizimle bir mücâdeledir ki; üç mahkeme cemiyetçilik cihetinde bütün Nurcuların ve Nur Risâlelerinin berâetlerine karar vermişler. Yalnız Eskişehir Mahkemesi tesettür-ü nisâ hakkında bir küçük risâlenin birtek meselesini, belki bu gelen cümleyi, "Mesmuâtıma göre, merkez-i hükûmette, bir kundura boyacısı, çarşı içinde, bir büyük adamın yarım çıplak karısına sarkıntılık edip, o acîb edepsizliği yapması, tesettür aleyhinde olanın hayâsız yüzüne şamar vuruyor" diye eskiden yazılmış cümle sebebiyle, bir sene bana ve yüz yirmi adamdan onbeş arkadaşıma altışar ay ceza verdiler. Demek, şimdi Risâle-i Nur’u ve şâkirtlerini itham etmek, o üç mahkemeyi mahkûm etmek ve itham ve ihânet etmek demektir.
Sâdisen : Risâle-i Nur ile mübâreze edilmez. Onu gören bütün ulemâ-i Islâm, Kur’ân’ın gayet hakîkatli bir tefsiri, yani hakîkatlerinin kuvvetli hüccetleri ve bu asırda bir mu’cize-i mâneviyesi ve şimâlden gelen tehlikelere karşı, bu millet ve bu vatanın bir kuvvetli seddi olduğundan, mahkemeniz, bunun talebelerini bundan ürkütmek değil, belki hukùk-u âmme noktasında terğib etmek bir vazifeniz biliyoruz ve onu sizden bekliyoruz. Millete, vatana, âsâyişe muzır dinsizlerin ve bâzı siyasî zındıkların kitaplarına ve mecmualarına "hürriyet-i ilmiye" serbestiyetiyle ilişilmediği halde, mâsum ve muhtaç bir gencin îmânını kurtarmak ve sû-i ahlâktan kurtulmak için Nura talebe olması, elbette değil bir suç, belki hükûmet ve maarif dairesi, teşvik ve takdir edecek bir hâlettir. Son sözüm: "Cenâb-ı Hak hâkimleri, adâlet-i hakîkiyeye muvaffak etsin" âmin deyip, ’dir.

Allah bize yeter O ne güzel vekîldir. (Al-i İmran Sûresi:173.) · O ne güzel dost ve O ne güzel yardımcıdır.(Enfâl Sûresi: 40.] · Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. (Fâtiha Sûresi: 2.)