bahanesiyle ilişmediğiniz halde; ve Ingiliz gibi Hıristiyanlıkla mutaassıb, cebbâr bir hükûmetin daire-i mülkünde ve hâkimiyetinde milyonlarla Müslümanlar her vakit Kur’ân dersiyle Ingilizin bütün bâtıl akîdelerini ve küfrî düsturlarını reddettikleri halde, onlara mahkemeleriyle ilişmediği ve her hükûmette bulunan muhâlifler, alenen fikirlerinin neşrinde o hükûmetlerin mahkemeleri ilişmediği halde; benim kırk senelik hayatımı ve yüz otuz kitabımı ve en mahrem risâle ve mektuplarımı, hem Isparta hükûmeti, hem Denizli Mahkemesi, hem Ankara Ceza Mahkemesi, hem Diyânet Riyâseti, hem iki defa belki üç defa Mahkeme-i Temyiz tam tetkit ettikleri ve onların ellerinde iki üç sene Risâle-i Nur’un mahrem ve gayr-i mahrem bütün nüshaları kaldığı ve bir küçük cezayı icap edecek birtek maddeyi göstermedikleri, hem bu derece zaafiyetim ve mazlumiyetim ve mağlûbiyetim ve ağır şerâit ile beraber, iki yüz bin hakîki ve fedâkâr şâkirtlere, vatan ve millet ve âsâyiş menfaatinde en kuvvetli ve sağlam ve hakîkatli bir rehber olarak kendini gösteren Risâle-i Nur’un elinizdeki mecmuaları ve dört yüz sahife müdâfaâtımız mâsumiyetimizi ispat ettikleri halde, hangi kanun ile, hangi vicdan ile, hangi maslahat ile, hangi suç ile bizi ağır ceza ve pek ağır ihânetler ve tecridlerle mahkûm ediyorsunuz? Elbette mahkeme-i kübrâ-i haşirde sizden sorulacak.
· Ikincisi:
Beni cezalandırmak için gösterdikleri bir sebep, benim tesettür, irsiyet, zikrullah, taaddüd-ü zevcât hakkında Kur’ân’ın gayet sarîh âyetlerine, medeniyetin îtirazlarına karşı onları susturacak tefsirimdir. On beş sene evvel, Eskişehir Mahkemesine ve Ankara’ya Mahkeme-i Temyize ve tashihe yazdığım ve aleyhimdeki kararnâmemde yazdıkları bu gelen fıkrayı, hem haşirde mahkeme-i kübrâya bir şekvâ, hem istikbâlde münevver ehl-i maarif heyetine bir ikaz, hem iki defa berâetimizde insaf ve adâletle feryadımızı dinleyen Mahkeme-i Temyize Elhüccetü’z-Zehrâ ile beraber bir nevî lâyiha-i temyiz, hem beni konuşturmayan ve seksen hatâsını ispat ettiğimiz garazkârâne ithamnâme ile beni, iki sene ağır ceza ve tecridi mutlak ve iki sene başka yere nefiy ve göz nezâreti hapsiyle mahkûm eden heyete aynen o fıkrayı tekrar ediyorum.
İşte, ben de adliyenin mahkemesine derim ki:
"Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon Müslümanların hayat-ı içtimâiyesinde kudsî ve hakîki bir düstur-u Ilâhîyi, üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinâden ve bin üç yüz senede geçmiş ecdâdımızın îtikadlarına iktidâen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir karan, elbette, ruy-i zeminde adâlet varsa, o karan red ve bu hükmü nakzedecektir" diye bağırıyorum. Bu asrın sağır kulakları dahi işitsin.
Acaba, bu zamanın bâzı ilcaâtının iktizâsıyla muvakkaten kabul edilen bir kısım ecnebî kanunlarını fikren ve ilmen kabul etmeyen ve siyaseti bırakan ve hayat-ı içtimâiyeden çekilen bir adamı, o âyâtın tefsirleriyle suçlu yapmakla Islâmiyeti inkâr ve dindar ve kahraman bir milyar ecdâdımıza ihânet ve milyonlarla tefsirleri itham çıkmaz mı?