İşârâtü'l-İ'câz Bakara Sûresinin yirmi üç ve yirmi dördüncü âyetlerinin tefsiri

*
Bu tabirin istiane veya istimdat kelimelerine cihet-i tercihi, davet kelimesinin kullanış yerlerinden anlaşıldığı vecihle, onları belalardan, zahmetlerden kurtarıp yardım edenler hazır bulunup, yalnız çağırmaları lazımdır, fazla bir zahmete ihtiyaç olmadığına işarettir. İstiane ve istimdat kelimeleri ise yardımcıların hazır bulunduklarına delalet etmezler.

Bu tabir, üç manaya tatbik edilebilir.
Birincisi: Büyük ediplerdir. Bu manaya göre, onların muaraza manasında "Bizim kuvvetimiz muarazaya kafi değilse de, büyük edip ve hocalarımızın muarazaya kudretleri vardır" diye söyledikleri yalanı da, Kur’an-ı Kerim, emriyle kesip atmıştır.
İkincisi: Muarazayı destekleyip şehadet edenlerdir. Bu ihtimale nazaran, onların, "Biz muarazaya girişsek bizi destekleyen, şehadet eden yoktur" diye gösterdikleri bahaneyi de Kur’an-ı Kerim, müsaade vermek suretiyle "Haydi, şahitlerinizi de çağırınız, sizi takviye etsinler" diye, o bahaneyi de yalana çıkartmıştır.
Üçüncüsü: alihe manasınadır. Bu manaya nazaran, sanki Kur’an-ı Kerim onlara karşı, "Yahu, bu kadar taptığınız ilahlarınız varken, böyle dar ve sıkıntılı bir vaktinizde niçin onlardan yardım istemiyorsunuz? Onları çağırınız ki, bu muaraza belasından sizi kurtarsınlar!" diye bu cümle ile onlara tehekküm etmiş, yüzlerine gülmüştür.

İhtisası ifade eden şu izafe, kelimesinin her üç manasına da bakar. Şöyle ki:

1. Madem ki büyük edip ve hocalarınız vardır, tabii aranızda irtibat, hürmet ve muhabbet vardır. Ve yanınızda hazır olup, gaip de değillerdir. Eğer onların bu dehşetli muarazaya kudretleri olsaydı, herhalde yardım edeceklerdi. Demek, onlar da sizler gibi acizdirler, kusurlarına bakmayınız!
2. Muarazada sizleri destekleyecek, şehadet edecek her kim olursa olsun kabul ederiz, çağırınız. Amma onlar, böyle bedihü’l-butlan bir davada yalan şehadete cesaret edemezler.

* Çağırınız.