Kastamonu Lâhikası Îcaz İle Beyan İ'câz-ı Kur'an

İçtimai hayatın bütün revabıtını, vesail-i terbiye, hakaik-ı ahvali birden tazammun etmiş onun tarz-ı beyanı.
İlmindeki istiğrak; hem ulum-u kevniye, hem ulum-u ilahi, onda ıneratib-i delalat, rumuz ile işarat, sureler surlarında cem etmiştir cenanı.
Makasıd ve gayatta, muvazenet, ıttırad, fıtrat desatirine mutabakat, ittihat; tamam müraat etmiş, hıfzeylemiş mizanı.
İşte lafzın ihatasında, mananın vüs atinde, hükmün istiabında, ilmin isti rakında muvazene-i gayatta camüyet-i pürşanı!
Dördüncü Unsur ise, her asrın derece-i fehmine, edebi rütbesine, hem her asırdaki tabakata, derece-i istidat, rütbe-i kabiliyet nisbetinde; ediyor bir ifaze-i nurani.
Her asra, her asırdaki her tabakaya kapısı küşade. Güya her demde, her yerde taze nazil oluyor o Kelam-ı Rahmani.
İhtiyarlandıkça zaman, Kuran da gençleşiyor. Rumuzu hem tavazzuh eder, tabiat ve esbabın perdesini de yırtar o hitab-ı Yezdani.
Nur-u Tevhidi, her dem, her ayetten fışkınr; şehadet perdesini gayb üstünden kaldırır. Ulviyet-i hitabı dikkate davet eder o nazar-ı insanı; ki, o lisan-ı gaybdır; şehadet alemiyle bizzat odur konuşur. Şu unsurdan bu çıkar: Harika tazeliği bir ihata-i ummani!
Tenis-i ezhan için akl-ı beşere karşı İlahi tenezzülat. Tenzilin üsl0bunda tenevvüü, mOnisliğidir mahbOb-u ins ü canı.
Beşinca Menlıa ise, nakil ve hikayatında, ihbar-ı sadıkada esasi noktalardan hazır müşahit gibi bir üslub-u bedi-i pürmaani.
Naklederek, beşeri onunla ikaz eder. Menkulatı şunlardır: İhbar-ı evvelini, ahval-i ahirini, esrar-ı Cehennem ve Cinanı.
Hakaik-ı gaybiye, hem esrar-ı şehadet, serair-i İlahi, revabıt-ı kevniye dair hikayatıdır hikayet-i iyani.
Ki, ne vaki reddeylemiş, ne mantık tekzib etmiş. Mantık kabul etmezse, red de bile edemez. Semavi kitaplann ki, matmah-ı cihani.
İttifaki noktalarda musaddıkane nakleder, ihtilafı yerlerinde musahhihane bahseder. Böyle nakli umurlar, bir "Ümmi"den sudOru, harika-i zamani.
Altıncı Unsur ise, mutazammın ve müessis olmuş din-i İslama. İslamiyet misline ne mazi muktedirdir, ne müstakbel muktedir; araştırsan zaman ile mekanı!
Arzımızı senevi, yevmi dairesinde şu hayt-ı semavidir; tutmuş da döndürüyor. Küreye ağır basmış, hem dahi ona binmiş. Bırakmıyor isyanı.