olabilir. Ehl-i tarîkatin ezkâr ve evrad ve meşrepleri, esâsât-ı Sünnete muhâle- fet etmemek şartıyla bid’ata dahil olmadığını, olsa olsa bid’a-i hasene olduğunu beyân eder.
ONUNCU NÜKTE
-1- Muhabbet-i İlâhiyeye ve o muhabbetin neticesinde Sünnet-i Seniyyenin ittibâına dâir, üç nokta ile, gâyet merakâver ve mühim ve güzel beyânât var. Hattâ kitabın nakşında şu Onuncu Nüktenin bir şuâ-ı kerâmetini, tevâfukla nazara gösteriyor.
ON BİRİNCİ NÜKTE
Zât-ı Ahmediyenin Sünnet-i Seniyyesinin menbâı, hem akvâli, hem ahvâli, hem ef’âli olduğunu ve herbirisi hem farz, hem nevâfil, hem âdât aksâmına in kısam ettiğini ve Kur’ân’da
-2- sırrıyla, nev-i beşer içinde mânen ve rûhen olduğu gibi, mîzâc-ı cismânîsinin cihetiyle dahi en mûtedil noktasında ve kuvâ-i cismâniye ve nefsiyede nokta-i îtidâlin vasatında ve kemâlinde bulunan ferd-i ferid, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm olduğunu ispat ediyor. Bu risâle dahi, başta denildiği gibi, bir tiryâk-ı enfâ ve bir iksir-i âzamdır.
On İkinci Lem’a
-3-
âyetlerinin, ehl-i fennin ve şimdiki coğrafyacı ve kozmoğrafyacıların medâr-ı tenkitleri olmuş iki hakîkatini, İki Nükte ile tefsir ediyor.
BİRİNCİ NÜKTE
: Umum rızık doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâlin elinde olduğunu ve hazîne-i rahmetinden çıktığını beyân ederek, rızıksızlıktan ölmek olmadığını ispat eder.
1 De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin. (Âl-i İmrân Sûresi: 31.)
2 Ve hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin. (Kalem Sûresi: 4)