Muhakemat Birinci Maksat

Kitab-ı âlemin evrakıdır eb’ad-ı namahdud,
Sutur-u kâinat-ı dehrdir âsâr-ı namâdud.
Basılmış destgâh-ı levh-i mahfuz-u tabiatta,
Mücessem lâfz-ı mânidardır âlemde her mevcud.
Hoca Tahsin’in "namâdud" ve "namahdud"dan muradı nisbîdir; hakikî lâyetenâhîlik değildir.
İşaret
Sani-i Zülcelâl, ne kadar evsaf-ı kemaliye varsa, onlarla muttasıftır. Zira mukarrerdir ki: Masnûda olan feyz-i kemal, Sâniin kemâlinden iktibas edilmiş bir zıll-i zalîlidir. Demek, kâinatta ne kadar hüsün ve cemal ve kemal varsa, umumundan lâyuhadd derecede yüksek tabakada evsaf-ı cemaliye ve kemâliyeyle Sâni muttasıftır. Evet, ihsan servetin, icad vücudun, icap vücubun, tahsin hüsnün fer’idir ve delilidir. Hem de Sâni-i Zülcelâl, cemî nekaisten münezzehtir. Maddiyatın mahiyatının istidatsızlığından neş’et eden nekaisten müberradır. Kâinatın mahiyat-ı mümkinesinden neş’et eden evsaf ve levazımatından mukaddestir.

Mukaddeme
Eğer desen: Dibaçede demiştin: Kelime-i şehadetin ikinci kelâmı birincisine şahit ve meşhuddur.
Elcevap: Neam, evet. Mârifetullah denilen kâbe-i kemalâta giden minhacların en müstakim ve en metini, Sahib-i Medine-i Münevvere Aleyhisselâmın yaptığı tarik-i hadid-i beyzâsıdır ki, ruh-u hidayet hükmünde olan Muhammed Aleyhisselâm, avâlim-i gaybın mişkât ve zücacesi hükmünde olan kalbinin mâkes ve tercümanı makamında olan

Onun benzeri hiçbir şey yoktur, celle celâluhu.