Sikke-i Tasdîk-i Gaybî — Şâyân-ı Hayret Bir Tefeül ve Mühim Bir İhbar-ı Gaybi


Beşinci satırdan sonra gelen hâtime-i kaside:

İşte evvelki beş satırda, beş vecihle ve beş tevafukla şimdi hizmet-i Kur’âniyenin başında bulunanı gösteriyor.
Birinci vecih: âhirdeki satırda ismini sarahetle haber vermekle beraber, maişet hususunda izzet ve saadetle geçineceğini haber veriyor. Evet, hocamız, küçüklüğünden beri fakr-i haliyle istiğnâ-yı tam ile beraber maişet hususunda en mes’ud bir zattır.
İkinci vecih: Aynı satırın başında fıkrasıyla o müridine diyor ki: "Vaktin Abdülkadirîsi ol." Bu kelimatı, hesab-ı ebcedî ile üç yüz yirmi beş eder. Üstadımızın lâkabı "Nursî" olduğu cihetle, Nursî’nin makam-ı ebcedîsi üç yüz yirmi altı ediyor. Bir tek fark var. O tek elif’tir. Bin mânâsında elf’e remzeder. Demek bin üç yüz yirmi beşte Şeyh-i Geylânî’ye mensup bir zat, Şeyh-i Geylânî tarzında hakikat-ı Kur’âniyeyi müdafaa etmeye çalışacak, hakikaten Üstadımız, bin üç yüz yirmi altı senesinde-Hürriyetin ikinci senesi-mücahede-i mâneviyeye atılmıştır.
Üçüncü vecih: Onun iki ismi var: Said, Bediüzzaman. Bu iki ismin mecmuunun makam-ı ebcedîsi "ez-zaman"daki şedde sayılmazsa üç yüz yirmi dokuz ediyor. İki dal bir sayılsa, üç yüz yirmi beş, aynen ’ deki muhatap o olmasına işaret ediyor, belki delâlet ediyor. Eğer ez-zaman’daki okunmayan elif-lâm sayılsa, kaideten ’ ye dahi bir elif-lâm dahil olmak lâzım gelir. Çünkü tarif için, muzafun ileyh kalktıktan sonra elif-lâm lâzım gelir, o halde dahi müsavi olurlar.