mahsus onun tarz-ı nazmını ihtiyâr ettim, nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat, vezin için katiyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hatıra getirmeden, zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem, nesren olarak bakmalı; tâ mânâ anlaşılsın.
Her kıtada ittisâl-i mânâ vardır. Kafiyede tevakkuf edilmesin. Külâh püskülsüz olur; vezin de kafiyesiz olur, nazım da kaidesiz olur. Zannımca lâfız ve nazım, sanatça câzibedar olsa, nazarı kendiyle meşgul eder. Nazarı mânâdan çevirmemek için, perişan olması daha iyidir.
Şu eserimde üstadım Kur’ân’dır, kitâbım hayattır, muhatabım yine benim. Sen ise, ey kàri, müstemi’sin. Müstemiin tenkide hakkı yoktur; beğendiğini alır, beğenmediğine ilişmez. Şu eserim, bu mübârek Ramazan’ın feyzi
Hâşiye
olduğundan, ümit ederim ki, inşaallah din kardeşimin kalbine tesir eder de lisânı bana bir duâ-i mağfiret bahşeder veya bir Fâtiha okur.
Eddâî
Hâşiye 1
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
Saidden yetmiş dokuz emvât
Hâşiye 2
bâ-âsâm âlâma.
Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,
Beraber ağlıyor
Hâşiye 3
hüsrân-ı İslâm’a.
Mezar taşımla püremvât enîndâr o mezârımla
Revânım sâha-i ukbâ-i ferdâma.
Yakînim var ki, istikbâl semâvâtı, zemin-i Asya
Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-i İslâm’a.
Zîra yemîn-i yümn-i imândır,
Verir emn ü emân ile enâma.
Hâşiye
Hatta, tarihi
çıkmış. Yani ""Ramazanın iki hilalinden doğmuş bir edep yıldızıdır. (Bin üç yüz otuz yedi eder.)
Hâşiye 1
Bu kıta onun imzasıdır.
Hâşiye 2
Her senede iki defa cisim tazelendiği için, iki Said ölmüş demektir. Hem, bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar said yaşayacak.
Hâşiye 3
Yirmi sene sonraki bu şimdi hali, hiss-i kable’l vuku ile hissetmiş.