inzivâyı tercih etmiş. Eğer, âsâyiş ve idare hesâbına nüfuzunu kırmak ve umumun nazarında çürütmek için yapıyorsanız, pek büyük bir hatâ ediyorsunuz. Iki sene üç mahkeme, yirmi senelik hayatımın yüz yirmi eserinde, yüz yirmi bin Risâle-i Nur şâkirtlerinden, mucib-i ihtilâl ve medâr-ı mes’uliyet ve vatan ve millet aleyhinde hiçbir şey bulmadıklarına berâetimizle ve Risâle-i Nur eczâlarının bütününü iâde etmeleriyle gösterdiği cihetle katiyen size beyân ediyorum ki; dinsizlik hesâbına bizi ezen sizler, vatan ve millet, âsâyiş ve idare aleyhìnde ve anarşîlik lehinde ve müthiş bir ecnebî hesâbına beni sıkıştırıp, bir sarsıntı çıkarıp, o cereyânın müdâhalesini istiyorsunuz... Onun için, bütün ihânet ve hakaretlerinize beş para kıymet vermem; âsâyişi idare lehinde, sabır ve tahammüle karar verdim.
Elbette dünya dâimî olmadığı gibi, hâdisâtı da fırtınalı; dâimâ değişir. Birkaç saat cinayetlerle, dünyevî ve uhrevî binler zakkum ve azap neticeleri var. O zaman, fâidesiz, "Yüz binler teessüf!" diyeceksiniz. Ben, resmî makamâta ve bizimle tam alâkadar vazifedarlara yazdığım gibi, sizin gibi bedbahtlara dahi derim:
Biz, Risâle-i Nur’la, bu memleketin ve istikbâlinin en büyük iki tehlikesini def etmeye çalışıyoruz ve bilfıil çok emârelerle, hattâ mahkemede de kısmen ispat etmişiz: ·
Birinci tehlike: Bu memlekette, hariçten kuvvetli bir sûrette girmeye çalışan anarşîliğe karşı sed çekmek.
Ikincisi: Üç yüz elli milyon Müslümanların nefretlerini kardeşliğe çevirmekle, bu memleketin en büyük nokta-i istinâdını temin etmektir.
Afyon Emniyet Müdürüne derim ki:
Müdür Bey, dünyada eski zamandan beri görülmemiş bu derece kanunsuz ve mânâsız ve maslahatsız tecavüzler bana geldiği halde neden aldırmıyorsunuz?
Bir misâli: Camie, hâlî zamanda, cemaat hayrına sahip olmak için, bâzı bir iki adamdan başka kimseyi yanıma kabul etmediğim halde, resmen, "Katiyen camie gitmeyeceksiniz!" deyip, bu gurbette, hastalık ve ihtiyarlık ve yoksulluk içinde bu ihânet hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Haberim olmadan, camiin hâlî bir yerinde iki üç tahta, bir kilimle beni üşütmemek fikriyle bir zâtın yaptığı iki kişilik bir settâre yüzünden, ehemmiyetli bir mesele şeklinde, hem bana, hem umum halka mânâsız telâş vermek hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Soruyorum.
Bana bu ihânetleri yapanların hiçbir bahaneleri yoktur. Yalnız teveccüh-ü âmmeyi bahane edip, "Bu menfì adama neden hürmet ediyorsunuz?.."
Ben de derim:
Çütün dostlarım biliyorlar ki; ben, şahsıma karşı hürmeti ve teveccüh-ü âmmeyi istemiyonım, reddediyorum. Benim hakkımda başkalarının hüsn-ü zannını kabul etmediğim halde, hangi kanun beni mes’ul eder ki, ihtiyârım ve rızâm