En zaif damar ve dehşetli mânî, hastalık damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verildikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe eder; "Zarûrettir, mecburiyet var" der, ruh ve kalbi susturur. Doktoru, müstebid bir hâkim gibi yapar; ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilâçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise, fedâkârâne, ihlâsla hizmete zarar verir. Hem, gizli düşmanlarım da bu zaif damarımdan istifadeye çalışmışlar ve çalışıyorlar; nasıl ki korku ve tamâ ve şân ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünkü, insanın en zaif damarı olan korku cihetinde bir halt edemediler, îdamlarına beş para vermediğimizi anladılar.
Sonra, insanın bir zaif damarı, derd-i maîşet ve tamâ cihetinde çok soruşturdular; nihayetinde o zaif damardan birşey çıkaramadılar. Sonra onlarca tahakkuk etti ki; onların mukaddesâtını fedâ ettikleri dünya malı, nazarımızda hiç ehemmiyeti yok ve çok vukuâtlarla onlarca da tahakkuk etmiş. Hattâ bu on sene zarfında yüz defadan ziyâde, resmen, "Ne ile yaşıyor?" diye mahallî hükûmetlerden sormuşlar.
Sonra, en zaif bir damar-ı insâniye olan şân ü şeref ve rütbe noktasında, bana çok elîm bir tarzda, o zaif damarımı tutmak için, emredilmiş ihânetler, tahkirler, damara dokunduracak işkenceler yaptılar; hiçbir şeye muvaffak olamadılar. Ve katiyen anladılar ki, onların perestiş ettiği dünyanın şân ü şerefini, bir riyâkârlık ve zararlı bir hodfüruşluk biliyoruz. Onların fevkalâde ehemmiyet verdikleri hubb-u câh ve şân ü şeref-i dünyeviyeye beş para ehemmiyet vermiyoruz, belki onları bu cihetle dîvâne biliyonzz.
Sonra, bizim hizmetimiz îtibâriyle bizde zaif damar sayılan, fakat hakîkat noktasında herkesin makbulü ve herşahıs onu kazanmaya müştak olan mânevî makam sahibi olmak ve velâyet mertebelerinde terakki etmek ve o nîmet-i Ilâhiyeyi kendinde bilmektir ki, insanlara, menfaatten başka hiçbir zararı yok. Fakat, böyle benlik ve enâniyet ve menfaatperestlik ve nefsini kurtarmak hissi galebe çaldığı bir zamanda, elbette sırr-ı ihlâsa ve hiçbirşeye âlet olmamaya binâ edilen hizmet-i îmâniye, şahsî makam-ı mâneviyeyi aramamak iktizâ ediyor. Harekâtında onları istememek ve düşünmemek lâzımdır ki, hakîki ihlâsın sırrı bozulmasın.
İşte bunun içindir ki, herkesin aradığı keşf ü kerâmâtı ve kemâlât-ı rûhiyeyi, Nur hizmetinin haricinde aramadığımı, zaif damarlarımı tutmaya çalışanlar anladılar. Bu noktada dahi mağlûp oldular.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve gelecek Leyle-i Kadir, herbir Nurcu hakkında seksen üç sene ibâdetle geçmiş bir ömür hükmüne geçmesini, hakîkat-i Leyle-i Kadri şefaatçi ederek rahmet-i Ilâhiyeden niyâz ediyoruz.
Kardeşiniz
Said Nursî