Tarihçe-i Hayat Altıncı Kısım: Emirdağ Hayatı

Sâniyen: Risâle-i Nur’un bu kadar muârızlarına mukabil en büyük kuvveti ihlâs olduğundan ve dünyanın hiçbirşeyine âlet olmadığı gibi, tarafgirlik hissiyâtına binâ edilen cereyanlara, husûsan siyasete temas eden cereyanlarla alâkadar olmaz. Çünkü tarafgirlik damarı, ihlâsı kırar, hakîkati değiştirir. Hattâ, benim otuz seneden beri siyaseti terk ettiğime sebep, mübârek bir âlimin tâkip ettiği cereyânın tarafgirlik damarı ile sâlih ve büyük bir âlimi onun fikrine muhâlif olmasından tekfir derecesinde tahkir edip kendi fikrine muvâfık meşhur ve mütecâviz bir münâfığı gayet medh ü senâ etti. Ben de bütün rûhumla ürktüm. Demek tarafgirlik hissine siyasetçilik de karışsa, böyle acîb hatâlara sebebiyet veriyor diye, dedim, o zamandan beri siyaseti terk ettim.
O halimin neticesi olarak, sizin gibi kardeşlerim bilirsiniz ki, yirmi beş seneden beri bir gazeteyi ne okudum, ne dinledim ve ne de merak ettim ve on sene Harb-i Umûmiye bakmadım, bilmedim ve merak etmedim ve yirmi iki sene bu işkenceli esâretimde tarafgirliğe ve siyasete temas etmemek için ve Nurlardaki ihlâsa zarar gelmemek için, müdâfaâtımdan başka istirahatim için hiç mürâcaat etmediğimi bilirsiniz.
Hem bilirsiniz ki, hapiste size yazdığım gibi, benim îdâmıma hükmeden adamlar, beni işkence ile tâzib edenler, Risâle-i Nur ile îmânlarını kurtarsalar, şâhit olunuz ki, ben, onları helâl ediyorum. Ve tarafgirlik damarıyla ihlâsa zarar gelmemek için, bu iki üç senede dahilden ve hariçten gelen fırtınalı cereyanlara hiç temas etmedik ve kardeşlerimi de bir derece îkaz ettim.
Bilirsiniz ki, kendim sadaka ve yardımlan kabul etmediğim gibi, öyle yardımlara da vesîle olamadığımdan, kendi elbisemi ve lüzûmlu eşyamı satıp, o para ile kendi kitaplarımı, yazan kardeşlerimden satın alıyordum; tâ Risâle-i Nur’un ihlâsına dünya menfaatleri girmesin, bir zarar vermesin ve başka kardeşler de ibret alıp hiçbir şeye âlet edilmesin. Nunın hakîki şâkirtlerine Nur kâfidir. Onlar da kanaat etsin, başka şereflere veya mânevî, maddî menfaatlere gözünü dikmesin.
Hem, münâkaşa, münâzaa ve mesâil-i dîniyede damarlara dokunacak tarafgirâne mubâhase etmemek lâzımdır ki, Nur aleyhinde garazkârlar çıkmasın. Hattâ bir hiss-i kable’i-vukù ile Mustafa Oruç kardeşimizin Risâle-i Nur’un mesleğine muhâlif olarak birisiyle mubâhasesi, aynı dakikada ona gayet hiddet ve şiddetle bir gücenmek kalbe geldi. Hattâ o Nurdan kazandığı çok ehemmiyetli makamından atmak arzusu oldu, kalben müteessir oldum. Bu benim için bir Abdurrahman’dı, neden böyle şiddetli hiddet ettim?

Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım.