Sonra, bu bayramda yanıma geldi; Cenâb-ı Hakka şükür ki, çok ehemmiyetli bir ders dinledi ve büyük hatâsını da anladı. Ve benim burada hiddetimin aynı dakikada, hatâsını îtiraf etti. Inşaallah o keffâret oldu, tam temiz olarak kurtuldu.
Dört beş aydan beri bir zât, bana buraya bir gazete gönderiyormuş; ben yeniden haber aldım ki, bana gönderiliyormuş. Buradaki dostlarım âdetimi bildikleri içindir ki, değil gazete, Nurdan başka hiçbir kitabı, hiçbir mecmuayı kabul etmediğim gibi, yeni yazıdan hiçbir harf bilmediğim için korkmuşlar, bana haber vermemişler ve göstermemişler. Şimdi bir zât, bir mektup içinde bir sahîfesi benimle konuşan bir gazetecinin, fakat dost ve hemşehri bir zâtın mektubunu gösterdi. Dediler ki:
"Çoktan beri senin nâmına bir gazete gönderiyordu, biz korktuk, sana söylemedik." Ben de dedim: "O zâta benim tarafımdan çok selâm ediniz. O dostun eski bildiği Said değişmiş, dünya ile alâkası kesilmiş. Hem hasta, hem husûsi mektubu kardeşime de yazamadığımdan o zât gücenmesin."
Oradaki umum dostlara, husûsan Hâfız Emin ve Hâfız Fahreddin gibi kardeşlerimize selâm ve bayramlarını tekrar tebrik ediyoruz.
Hadsiz şükür olsun ki, Risâle-i Nur’un, Haremeyn-i Şerifeynce makbuliyetine bir alâmet şudur ki: Denizli kahramanı Hâfız Mustafa, Istanbul’dan aldığı Zülfikar ve Asâ-yı Mûsâ ve Sirâcü’n-Nur’u-ki Hindistan ulemâsına gönderilecekti-onları alıp yolda bâzı hacılara okutup, beraber Medîne-i Münevverede Keşmirli gayet meşhur bir âlim ve Türkçeyi de güzel bilen zâta teslim etmiş. O zât da çok takdir edip katî teminât ile Hindistan ulemâsının merkezine göndereceğini ve Medîne-i Münevvereye mahsus olan mecmnalar da yetiştiğini ve sâir yerlere de gönderilen mecmualar selâmetle yetiştiğini Denizlili Hâfız Mustafa’ya arkadaş olup ve yolda Nurları okuyarak giden hem genç, hem Nurcu iki Afyonlu hacı ve başka hacılar, bu müjdeli haberi bana getirdiler ve hariçte Risâle-i Nur’un ehemmiyetli revâcını ve makbuliyetini müjdelediler.
Said Nursî