Tarihçe-i Hayat Beşinci Kısım: Denizli Hayatı

bozulacaklar. Onun şakirtleri başkalara kıyas edilmez; dağıttırılmaz, vazgeçirilmez, Cenab-ı Hakkın inayetiyle mağlûp edilmezler. Eğer maddî müdafaadan Kur’an menetmeseydi, bu milletin can damarı hükmünde, umûmun teveccühünü kazanan ve her tarafta bulunan o şakirtler, Şeyh Said ve Menemen Hadiseleri gibi cüz’î ve neticesiz hadiselerle bulaşmazlar; Allah etmesin, eğer mecburiyet derecesinde onlara zulmedilse ve Risale-i Nur’a hücum edilse, elbette hükûmeti iğfal eden zındıklar ve münafıklar bin derece pişman olacaklar.
Elhasıl, madem biz ehl-i dünyanın dünyalarına ilişmiyoruz, onlar da bizim ahiretimize, îmanî hizmetimize ilişmesinler!
Mevkuf
Said Nursî


Efendiler,
Size katî haber veriyorum ki; buradaki zatların, bizimle ve Risale-i Nur’la münasebeti olmayan veya az bulunanlardan başka, istediğiniz kadar hakîkî kardeşlerim ve hakîkat yolunda hakîkatli arkadaşlarım var. Biz, Risale-i Nur’un keşfiyat-ı katiyesiyle, iki kere iki dört eder derecesinde sarsılmaz bir kanaatle bilmişiz ki; ölüm bizim için, sırr-ı Kur’an ile, îdam-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrilmiş ve bize muhalif ve dalalette gidenler için, o katî ölüm, ya îdam-ı ebedîdir -eğer ahirete katî îmanı yoksa-veya ebedî ve karanlıklı haps-i münferiddir-eğer ahirete inansa ve sefahet ve dalalette gitmiş ise. Acaba dünyada bu meseleden daha büyük, daha ehemmiyetli bir mesele-i insaniye var mı ki, bu ona alet olsun? Sizden soruyorum. Madem yoktur ve olamaz; neden bizimle uğraşıyorsunuz? Biz, en ağır cezanıza karşı; kendimiz, alem-i nûra gitmek için bir terhis tezkeresini alıyoruz diye kemal-i metanetle bekliyoruz. Fakat, bizi reddedip, dalalet hesabına mahkûm edenleri, sizi bu mecliste gördüğümüz gibi, îdam-ı ebedî ile ve haps-i münferidle mahkûm ve pek yakın bir zamanda o dehşetli cezayı çekeceklerini müşahede derecesinde biliyoruz, belki görüyoruz; onlara, insaniyet damarıyla cidden acıyoruz. Bu katî ve ehemmiyetli hakîkati ispat etmeye ve en mütemerridleri dahi ilzam etmeye hazırım. Değil vukufsuz, garazkar, maneviyatta behresiz ehl-i vukùfa karşı, belki en büyük alim ve feylesoflarınıza karşı gündüz gibi ispat etmezsem, her cezaya razıyım. Işte yalnız bir nümûne olarak, iki Cuma gününde mahpuslar için telif edilen ve Risale-i Nur’un umdelerini ve hülâsa ve esaslarını beyan ederek, Risale-i Nur’un bir müdafaanamesi hükmüne geçen Meyve Risalesi’ni ibraz ediyorum ve Ankara makamatına vermek için yeni harflerle yazdırmaya müşkülatlar içinde