Tarihçe-i Hayat Beşinci Kısım: Denizli Hayatı

ve şimendiferin kullanılmasını kabul etmiyorum diye, terakkiyat-ı hazıra aleyhinde bulunduğumla mes’ul ediyor.
Işte, bu nümûnelere kıyasen, ne kadar hilaf-ı adalet bir muamele olduğunu, inşaallah, insaflı ve adaletli olan Denizli müdde-i umûmisi ve mahkemesi göstererek, o zabıtnamelerin evhamlarına ehemmiyet vermeyecekler.
Hem, en acîbi budur ki:
Başka mahkemenin müdde-i umûmisi benden sordu:
"Mahrem Beşinci Şua’da demişsin, `Ordu, dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak.’ Muradın, orduyu hükûmete karşı itaatsizliğe sevk etmektir."
Ben de dedim:
"Maksadım, o kumandan ya ölecek veya tebdil edilecek; ordu onun tahakkümünden kurtulacak demektir. Acaba, hem gayet mahrem, sekiz senede yalnız iki defa elime geçen ve aynı zamanda kaybedilen, hem ahirzamana ait bir hadîsin manasını küllî bir sûrette beyan eden, hem aslı eskiden telif edilen bir risale, hem birtek nefer görmediği halde, nasıl sebeb-i ittiham olur?"
Maatteessüf, o insafsızların o acîb ittihamı iddianameye girmiş. Hem, en garibi şudur ki:
Bir yerde demişim: "Cenab-ı Hakkın büyük nîmetleri olan tayyare, şimendifer ve radyoyu büyük şükür ile mukabele lazımken, beşer etmedi; tayyareler ile başlarına bomba yağdı. Ve radyo, öyle büyük bir nîmet-i Ilahiyedir ki; ona mukabil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hafız-ı Kur’ an olup, bütün zemin yüzündeki insanlara Kur’an’ı dinlettirsin.
HAŞIYE Ve Yirminci Sözde, Kur’an’ın medeniyet harikalarından gaybî haber verdiğini beyan ederken, bir ayetin işareti olarak, "Kafirler, şimendifer ile alem-i Islamı mağlûp ederler" demişim. Islamı, bu harikalara teşvik ettiğim halde, bir sebeb- ittiham olarak, "Şimendifer ve tayyare ve radyo gibi terakkiyat-ı hazıra aleyhinde" diye, iddianamenin ahirinde, beni evvelki müdde-i umûminin garazlarına binaen ittiham eder.
Hem, hiçbir münasebeti olmadığı halde, bir adam, Risale-i Nur’un ikinci bir ismi olan "Risaletü’n-Nur" tabirinden, "Kur’an’ın nûrundan bir risalettir, bir ilhamdır" demiş. Iddianamede, başka yerin verdikleri yanlış mana ile, güya "Risale-i Nur bir resûldür" diye benim için bir sebeb-i ittiham tutulmuş.
Hem, müdafaatımda yirmi yerde katî bir sûrette hüccetler ile ispat etmişiz ki, bütün dünyaya karşı da olsa, din ve Kur’an ve Risale-i Nur’u alet edemeyiz ve edilmez.

HAŞİYE
Üstadımızın senelerce evvel haber verdiği ve temenni ettiği bir hakîkat, memleketimizde detahakkuk etmiş bulunuyor. Elhamdülillah, şimdi radyomuzda Kur’ an okunuyor. İnşaaallah, öyle bir zaman gelecektir ki, Kur’an hakîkatleri olan Risale-i Nur, radyolarla ders verilecek; beşeriyet büyük istifadelere nail olacaktır.