Tarihçe-i Hayat Beşinci Kısım: Denizli Hayatı

seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmaniyede bir lamba ve bir soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, hergün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lazımdır ki, sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen; ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kainat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lambaları ve idareleri, ne derece o misalden daha büyük, daha mükemmeldir, o derecede, sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyasıyla, bu meşher-i azam-ı kainatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini, Sanüni o nûranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdîsatla sevdirir, perestiş ettirir.
Hem mesela, nasıl ki bir kitap bulunsa ki, bir satırında bir kitap ince yazılmış; ve herbir kelimesinde ince kalemle bir sûre-i Kur’aniye yazılmış. Gayet manidar ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve katibini ve müellifini fevkalade maharetli ve iktidarlı gösteren bir acîb mecmua, şeksiz, gündüz gibi, katip ve musannifini kemalatıyla, hünerleriyle tanıttırır "Mâşâallah, bârekâllah" cümleleriyle bildirir, takdir ettirir; aynen öyle de, bu kainat kitab-ı kebîri ki, birtek sahifesi olan zemin yüzünde ve birtek forması olan baharda üç yüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazan ağaç gibi bir kelimede bir kasîdeyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam bir fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz manidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kainat ve bu mücessem Kur’an-ı ekber-i alem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve manidar ise, o derecede, sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet, geniş mikyaslarıyla ve durbîn gözleriyle bu kitab-ı kainatın Nakkaşını, Katibini hadsiz kemalatıyla tanıttırır, "Allahu Ekbe"r cümlesiyle bildirir, "Sübhânallah" takdîşiyle tarif eder, "Elhamdülillâh" senalarıyla sevdirir.
Işte bu fenlere kıyasen, yüzer fünûndan herbir fen, geniş mikyasıyla ve husûsi aynasıyla ve durbinli gözüyle ve ibretli nazarıyla, bu kainatın Halık-ı Zülcelalini esmasıyla bildirir; sıfatını, kemalatını tanıttırır. Işte, bu muhteşem ve parlak bir