Tarihçe-i Hayat Beşinci Kısım: Denizli Hayatı

âyine ve cilveleriyle müsemmâsını bedâhetle ispat eder; aynen öyle de, haşri ve dâr-ı âhireti de gösterirler ve katiyetle ispat ederler.
Hem, nasıl Halıkımızdan sorduğumuz suâlimize O Rabbimiz bütün fermanlarıyla ve nâzil ettiği bütün kitaplarıyla ve müsemmâ olduğu ekser isimleriyle bize kudsî ve katî cevap veriyor; aynen öyle de, melâikeleriyle ve onların diliyle, daha başka bir tarzda dedirir. Şöyle ki: Melekler derler, "Sizin zaman-ı Âdem’den beri hem rûhânîlerle, hem bizimle görüşmenizin yüzer tevâtür kuvvetinde hâdiseleri var. Ve bizim ve rûhânilerin vücudlarına ve ubûdiyetlerine delâlet eden hadsiz emâre ve deliller var. Ve biz, âhiret salonlarında ve bâzı dairelerinde gezdiğimizi, birbirimize mutâbık olarak sizin kumandanlarınız olan enbiyâlarla görüştüğümüz zaman söylemişiz ve dâimâ da söylüyoruz. Elbette bu gezdiğimiz bâkî ve mükemmel salonlar ve bu salonların arkalarında tefriş ve tezyin edilmiş olan saraylar ve menziller, hiç şüphemiz yoktur ki, gayet ehemmiyetli misâfirleri o yerlerde iskân etmek üzere bekliyorlar. Ve size katî beyân ediyoruz" diye suâlimize cevap veriyorlar.
Hem mâdem Halıkımız, bize en büyük muallim ve en mükemmel üstad ve şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmı tâyin etmiş ve en son elçi olarak göndermiş; biz dahi, ilmelyakîn mertebesinden, aynelyakîn ve hakkalyakîn mertebelerine terakkî ve tekemmül etmek üzere herşeyden evvel bu üstâdımızdan, Halıkımızdan sorduğumuz suâli sormaklığımız lâzım geliyor. Çünkü, o Zât (a.s.m.), Halıkımız tarafından herbiri birer nişâne-i tasdik olan bin mu’cizâtıyla, Kur’ân’ın bir mu’cizesi olarak, Kur’ân’ın hak ve kelâmullah olduğunu ispat ettiği gibi; Kur’ân dahi, kırk nevî i’câz ile, o Zâtın (a.s.m.) bir mu’cizesi olup, o Zâtın (a.s.m.) doğru ve Resûlullah olduğunu ispat ederek, ikisi beraber, biri âlem-i şehâdet lisânı-bütün hayatında bütün enbiyâ ve evliyânın tasdikleri altında-diğeri âlem-i gayb lisânı-bütün semâvî fermanların ve kâinat hakîkatlerinin tasdikleri içinde-binler âyâtıyla iddiâ ve ispat ettikleri hakîkat-i haşriye, elbette güneş ve gündüz gibi bir katiyettedir.
Evet, haşir gibi en acîb ve en dehşetli ve tavr-ı aklın haricinde olan bir mesele, ancak ve ancak böyle hârika iki üstâdın dersleriyle halledilir, anlaşılır.
Eski zaman peygamberleri, ümmetlerine Kur’ân gibi izahât vermediklerinin sebebi, o devirler, beşeriyetin bedeviyet ve tufûliyet devri olmasıdır. Iptidaî derslerde izah az olur.
Elhâsıl: Mâdem Cenâb-ı Hakkın ekser isimleri âhireti iktizâ edip isterler; elbette o isimlere delâlet eden bütün hüccetler, bir cihette âhiretin tahakkukuna dahi delâlet ederler.